KELİMELERİMİZ

 

1985 yılında başladığım derleme çalışmalarımdan pek çoğu anonimdir. Biz, bunların tamamının Gömürgen’e ait olduğu iddiasında değiliz. Ama içinde sadece yöremizde söylenen çok sayıda orijinal materyaller olduğuna inanıyorum.
Kelime grupları, deyimler ve atasözlerimizden bazılarını orijinalliğini bozmamak için olduğu gibi almayı uygun buldum.

 
AĞ : Beyaz renk.
AĞIL: Koyunların yattığı, etrafı çevrili, üstü açık yerler.
AĞIRLIK : Evlenmelerde kız tarafına verilen başlık parası.
AĞIZ :Yeni doğurmuş hayvanların ilk sütü.
AĞNAMAK :Tek tırnaklı hayvanların yerlerde yuvarlanması.
AĞRIK :a)Belirti, iz, işaret. b)Koyunların susuzluktan ve sıcaktan dolayı tutulduğu hastalık. c)Taşınabilir eşyalar.
AĞRIK ATMAK: Çobanların, konmak istedikleri yaylalara herkesten önce geldiğini belirten işaret koyma işi.
AĞRIMAK: Yaz aylarında sıcaktan ve susuzluktan koyunların ateşli ve öldürücü hastalığa tutulmaları.
AĞSIVATA: Ticaret, alış-veriş işi.
AHMEDİYE: Evli hanımların başlarına bağladıkları baş örtüsü.
AHMIN: Tarlaya atılan süprüntü ve çiftlik gübresi karışımı.
AL : a) Hile, düzen, oyun. b) Yeni doğum yapan kadınların yakalandığı hastalığın adı.
ALAAZ=(ALAĞAZ) :Boşboğaz, geveze.
ALABULA: Düzensiz, karışık renklerin verdiği görüntü.
ALACA: Baharın yaklaştığını belirten yükseklerdeki karların erimesiyle ortaya çıkan toprağın görünmesi durumu.
ALAÇIK : a) Derimevlerinin küçüğü olan yayla evleri. b) Bağ ve bostanlara yapılan derme-çatma evler.
ALAĞI = (ALAYI) :Tümü, hepsi, bütünü.
ALGIN : Hastalıklı, dertli.
ALIŞMAK: Yanmak, alevlenmek, tutuşmak.
ALKIŞ
ANADUT:Altta iki, üstte bir parmağı olan;biçilmiş ot, ekin ve yonca toplamaya yarayan tarım aleti.
ANALIK :Üvey ana.
ANNAÇ: Karşı karşıya, yamaç yamaca.
APPAĞ :Bembeyaz.
APRIL :Nisan ayı.
ARAPAŞI :Un, tavuk eti, baharatla yapılan yemek türü.
ARHAÇ :Sürülerin yazıda yattıkları yer.
ARHAZ ilsiz, lâl.
ARIK :Çelimsiz, zayıf, kötürüm.
ARISİLİ :Tertemiz.
ARİ : "Eğrinin" söylenişi.
ASERE :Büyük demir çivi.
ASKINTI :Sarkıntılık, taciz etme, musallat olma.
AŞERMEK :Hamile hanımların bazı yiyeceklere aşırı istekli olmaları hali.
AŞGANA: Evlerde yemeklerin pişirildiği bölüm. Mutfak, kiler.
AŞGAR:a)Bir şeyin fiziki görünümü. b) Çamaşırda temizliği sağlamak amacıyla yıkama suyuna katılan madde.
AŞGARSIZ :Çirkin görünümlü, biçimsiz, sevimsiz.
AŞIRT ağların ardı, öteki yüzü.
AŞMAK : Erkek hayvanların, dişileri ile çiftleşmesi eylemi.
ATKI :Yabadan büyük, ele benzer tarım aleti.
AVADANLIK :Tarımda kullanılan aletlerin tümünün genel adı.
AVRAT :Evli kadınlar.
AVU(AĞI) :Zehir.
AYAKCIK :Merdiven, sekmen.
AYAKYOLU :Tuvalet ihtiyacı olduğunu belirtir. Helâ.
AYÖRKENİ:Derimevlerinde tepedeki keçeleri rüzgarın                                         atmasına karşı koymak için bağlanan enli   dokuma bağ.
AYRIYETEN :Ayrıca,bundan başka.
AZAP :Zenginlerin işlerini görmek için kapılarına tuttukları erkek hizmetçilerin genel adı.
AZEYESSİZ :Terbiyesiz, şımarık, huysuz.
AZZIH :Azık, yiyecek.
BAÇ :Rüşvet.
BAĞIRCAK :Çobanların gece yatarken bir ucunu bileklerine, öteki ucunu konu boğazına bağladıkları örme ip.
BAĞLEŞMEK :Bahse tutuşmak.
BALDIRCAN atlıcan
BANZER : a)Bazen, zaman zaman. B)Tıpkısı aynısı.
BARHAÇ=BAHRAÇ :Bakraç.
BASDIH eksimet.
BAŞ: a)Tahıldan elenerek ayrılmış saman irisi ile tane karışımı. b)Süzekten çıkmış taze peynirin tam hali.
BAYAH emin, biraz önce.
BAZLAMA :Sac üzerinde pişirilen kalın ekmek.
BEL : a)Kürek çeşidi, b) Dağ ve tepelerin sırtları.
BELBAĞI:a) Kadınların ve yaşlı erkeklerin bellerine bağladıkları özel yün dokuma. b) Derimevlerinde yaneri keçelerinin üstüne bağlanılan enli dokuma ip.
BELEK :Çocuk belemede kullanılan kundak.
BELGİZAR Sevgiliyi hatırlatmak için verilen hediye.
BELİK :Kadın ve kızların saçlarının örgüsü.
BELLE :Anla, öğren, bil.
BELLETMEK: Öğretmek.
BİLİK : Civcivlik dönemini bitirmiş kümes hayvanları.
BİŞİRİK :Evlerin damlarına tahta döşendikten sonra atılan koyu kıvamlı çamur.
BİZ :Çivi inceliğinde metalden yapılmış saplı,ucu sivri köşker aracı.
BOĞASAK: a) İneklerin çiftleşme istekleri hali. b)Kız çocukların uygunsuz hareketlerinin yermek için de söylenir.
BOŞLAMAK :Hayvanları bağlı oldukları yerden salıvermek.
BOYUNDURUK :Öküzle iş yaparken boyunlarına bağlanan ağaçtan yapılan araç.
BÖCÜK :Böcek.
BÖĞÜR :Yan tarafı, hemen yakını.
BÖKE :Bir spor dalında dünya birincisi, şampiyon.
BÖRK : Erkeklerin başlarına giydiği örme başlık.
BUYMAK : Soğuktan donarak ölmek.
BÜĞELEK: Çift tırnaklı hayvanlara musallat olan, derileri altına iğnesi yumurta bırakan yaban arısı.
BÜKÜM : Beş yufka ekmekten oluşan ölçü biriminin adı.
BÜKÜŞ : Arazilerdeki kıvrımlı yer, viraj.
BÜNGÜLDEMEK :Kaynaklarda suyun yerden kaynayarak çıkması.
BÜRGÜ : Kadınların başlarına doladıkları baş örtüsü.
BÜRÜNCEK: Kadın başörtüsü çeşidinin adı.
c)Değirmenlerde değirmen taşının üzerinde sürtünerek buğdayın düzenli dökülmesini sağlayan ağaç parça.
CACIH : Yenilebilir ot cinsinin genel adı.
CALPALANMAK :Su gibi sıvı maddelerin bir etki nedeniyle dalgalanması.
CANAVAR :Kurt
CAVLAK Tüyleri dökülmüş, tüysüz.
CEC : Samandan ayrılmış tahıl tanelerinin yığın hâli.
CELEP : Toplanmış kasaplık hayvanlar.
CELEPÇİ : Kasaplık hayvan toplayan kimse.
CELKENMEK:Koyun sürülerinin dalgalanarak, yürümesi, yayılması.
CEM : Cam
CEREME : Ceza.
CIBIR : a) Tüysüz hayvan,    b) Parasız, pulsuz, fakir insan.
CIFINDIRIH : Etin sinirli, kaslı kısmı (çıfındırık)
CIĞLAK : Küçük çağlayan.
CILGA : Çığır, bir kişinin veya bir tek hayvanın geçebileceği genişlikteki yol.
CINCIH : Sırçadan yapılmış süs eşyalarının genel ismi.
CINCIH BONCUH : Taş, toprak gibi şeylerden yapılmış yalancı süsler.
CINGAR : Kavga, nizah.
CINGIL : Üzüm salkımı.
CIPLAH :Üstünde başında olmayan, parasız, fakir.
CIRT : Tavuk pisliği.
CIVIH : Normalden daha fazla sulu olan şeylerin kıvamını belirtir.
CIZI : Çizgi.
CİCİ :Güzel, hoş.
CİCİK : İyi, güzel, hoş, cici.
CİDDANİ :Çok az miktarda.
CİNNİK: Mutfak, kiler.
CÖDDÜR : Çelimsiz, zayıf, kötürüm.
CÖDDÜRÜK : Güçsüz, kötürüm kimse.
CULLUH : Hindi, çulluk.
CUVARA: Sigara.
ÇA : Keçilere bağırarak uyarma sözü, biçimi.
ÇAĞŞAH ağ yamaçlarından kayaların parçalanarak oluşturdukları birikinti.
ÇAKILDAK : a)Koyunların kuyruk tüylerine yapışarak kuruyan dışkıları. b) Pembe çiçekleri olan bir ot cinsi.
ÇALGEÇİR üveni çeken "sürüt" denilen kısma, sürüte de boyunduruğa bağlayan "S" şeklindeki demir parça.
ÇALGI : Genellikle dikenli çalılardan yapılan süpürge.
ÇALKAMA : İyice özemeden, gelişi güzel yapılan ayran.
ÇALTAH : Yürüyüşü düzgün olmayan kişilere takılan lâkap.
ÇAPRAŞIH : Çok karışık, dolaşık.
ÇARDAK :Koyunların beslenmesi ve barınması için yerleşim yerlerinden uzakta yapılan ahır ve samanlık.
ÇARHIT :Kullanılamayacak derecede bozulmuş ve yıpranmış olan şeyin hâli.
ÇAT :İki dağın veya tepenin birleştiği yer.
ÇEBİŞ : İki yaşındaki keçi.
ÇELTEK :Yardımcı çoban.
ÇEMKİRMEK :Büyüklere saygısızca karşılık vermek.
ÇEMRENMEK :Kolları ve paçaları sıvayarak hazırlanmak.
ÇEPEL : Kirli, çamurlu, bulaşıklı durum.
ÇEPELLİK :Çok sık yağış nedeniyle ortalığın çamurlu olma durumu.
ÇERÇİ : Köy köy gezen seyyar satıcılara verilen isim.
ÇERİK : Çinikten küçük bir çeşit tahıl ölçeğinin adı.
ÇEŞMEK : Bağlı olan şeyi çözmek.
ÇETEN :Saman, gübre, toprak taşımak için kağnı üzerine tahtadan veya kilimlerden kurulan düzenek.
ÇEVLİK: Derimevlerinin tepesinde bulunan çember biçimli iskeletin adı.
ÇEZİLMEK : Çözülmek, boşlanmak.
ÇIBIH : Çubuk.
ÇIHLA : Tüm, bütün, hepsi, oldukça anlamlarında kullanılır.
ÇIKKAŞLIK : Gelin kıza komşu ve akrabalarınca takılan, verilen hediyelerin adı.
ÇIRAHMA : Sacdan yapılmış, koni biçimli gazyağı ve fitil ile aydınlanma sağlayan araç.
ÇITAH : a)Kavgacı, nizahcı. b)Boynuzları sivri ve çengel biçimini almış öküzlere takılan ad.
ÇİÇEKBAĞI : Derimevlerinde çevliği, direğe bağlamaya yarayan uçları püsküllü, süslü yünden örme ip.
ÇİÇİ ÇİÇİ : Keçilere sevgi ve çağrıldığını anlatan seslenme sözü.
ÇİLİNGİR : Gözer ile kalbur arası bir tahıl eleme aracı.
ÇİMMEK : Yıkanmak.
ÇİNGİL : Metalden yapılmış küçük su kabı.
ÇİPİL : a) Kamışa benzeyen ot cinsinin adı. b) Ağaçların köklerinin sürgünleri.
ÇİR : Kayısı ve erik kurusu.
ÇİRİŞ: Biri yenilebilir, biri yenilemeyen ot adı.
ÇİRTME : a)Bir yemek yapma türü, b)Küçük küçük doğrama işi.
ÇİTİL :Metalden yapılmış, en küçük su taşıma kabı. (çingilden küçük olanlar)
ÇİTİMEK : Örgü işlerinin yıpranan ve bozulan kısımlarını, tamir etmek amacıyla örme işi.
ÇİTME : Tek tırnaklı hayvanların attığı tekme, çifte.
ÇOĞŞURMA: Ot, yonca, sap gibi şeylerin taşınması sırasında kağnıların ön tarafına karşılıklı konulan ağaç düzenek.
ÇÖĞDÜRMEK : Küçüklerin (çocuklar) ayakta küçük abdest yapma işi.
ÇÖKEK : Koyun ve keçilerin bilye biçimli dışkılarının genel adı.
ÇÖKELİK : Peynir suyunun kaynatılmasıyla elde edilen yavan peynir türü. Çökelek.
ÇÖKÜK : Arazideki tas biçimli oyuk yer.
ÇÖMÇE : Kepçe
ÇÖMEZ : Erkek hizmetçi.
ÇÖRTEN : Damlardaki kar ve yağmur sularını aşağı akıtmaya yarayan ağaç, taş, pişirilmiş toprak oluklar.
ÇURRASI : Aşık oyununda,oyun dışından birinin dikili aşıkları alıp kaçması.
DABAZ :a) Kaşıntı yapan allerji durumu, b) Derimev-lerinin üstüne atılan, yıldırımdan iki ucu yerdeki kazıklara bağlı ve evi yıldırımdan koruduğuna inanılan, keçi kılından özel olarak dokunmuş bağ.
DADAH : Hoşa giden boş umut, aldatmaca söz.
DAĞARCIH : Kuzuların tuluk yüzülmesinden sonra birkaç işlem yapılarak azık koymak için yapılan deri torba.
DALAP =(GÜRE) : Dişi eşeğin çiftleşme zamanını geldiğini belirten söz.
DANGIRDAH : Koyunların boğazlarına bağlanan çıngırakların genel adı.
DAYZA :Teyzenin söylenişi.
DELİK : Pencere.
DENELEMEK :Hayvanların arpa,buğday gibi tanelerden çok fazla yiyerek şişmesi, bu sebepten ölmesi veya ölmek üzere olduğunu belirtir.
DENNEŞİK : Derli toplu, düzenli.
DEPELİK : Derimevlerinde çevliğin üzerine örtülen daire şeklindeki keçe (tepelik).
DEPİK : Tekme.
DEREMET : Tedarik etme, sağlama, bulup buluşturma.
DERİM : Yayla evlerinin duvar iskeletini meydana getiren, açılıp kapanabilen, çamdan yapılmış parmaklıklar.
DEŞİRİCİ : Dilenci, toplayıcı.
DEVLESÜĞÜN : Ertesi, bir sonraki gün.
DEVRE : Yanlış, ters.
DIŞLIK :Neşe, sevinç, coşku.
DİKE : Kurutulmuş et.
DİKEÇ Kağnıların okları ile üst tarafına çakılan, yüklerin bağlanmasına yarayan kısa ağaçlar.
DODAH udak
DODAHLI : a)Çok konuşan, b)geveze kadın.
DOĞ : Kulakları doğuştan kısa olan koyun.
dokuma bağ.
DOLAH : Çarık üzerine ayak bileğinden, diz kapağa kadar sarılan yün dokuma.
DOMBALAH : Takla
DOMBALAH AŞMAH : Takla atmak.
DON :a) Kilot, b) Çamaşırların genel ismi, c) Görünüş, şekil, biçim, fiziki yapı; d) Buz tutma durumu.
DON YUMAH: Çamaşır yıkamak.
DOYANACAH : İyice, doyana kadar.
DÖLEK : a) Arazilerdeki düz yer, ova,   b) Uslu ve ağırbaşlı duruş.
DÖLENDİRMEK : Düzeltmek.
DÖNAAN : Ağaçtan yapılmış koni biçimli topaç. (Bir sopanın ucuna ip veya bez bağlanır,önce elle dönmesi sağlandıktan sonra sopanın ucuna bağlanan şeyle vurularak dönmesi devam ettirilir.)
DÖŞ : Dağ yamacı.
DULDA : Soğuk tesirinden korunaklı yer.
DUTU : Rehin.
DÜĞDÜ :Keser ve çekiç gibi araçların çivi çakmaya yarayan arka kısımlarının adı.
DÜĞÜRCÜK :Bulgurun ufak kısmı,köftelik bulgur.
DÜRME :a) Toplama, hazırlama, b) Eti kesmeden kemikten sıyırma işi.
EBE : a) Babaanne, b) Yaşlı kadınlara hitap şekli.
ECENE : İskarpela.
ECİ : Anneanne.
EDE : Büyük kardeş, ağabey.
EHLİYAL : Hane halkı, horanta.
EKE: Kurnaz
ELİCE : Yağ yakmada kullanılan saplı tavaların genel adı.
ELLAAM : Herhalde.
ELLİK : Eldiven.
EMLİK : Geç zamanda doğduğundan anasının yanında otlayan kuzu.
ENEK : Erkeklik organı burularak kısırlaştırılmış sığır ve koyunların erkekleri.
ENİK : Köpek, kurt, tilki yavrularının genel adı.
EPRİMEK :Kumaş veya giysilerin aşırı derecede yıpranarak kullanılamayacak hale gelmesi.
ERİK : Kayısı.
ERİNCEK : Erinen, üşenen.
ERŞİN : Dokuma işinde yukarıdan aşağıya gelen ipler.
ESİK : a) Ölçüde noksanlık, b)Çukur.
EVLEK :Ekilmiş veya ekilmek üzere ayrılmış tarlanın bölümlerinin her bir kısmı.
EVLİK : Mutfak, kiler, cinnik yiyeceklerin konulduğu evin bölümü.
EVRAN : Ejderha, büyük yılan.
FERİK : a)Kuma olarak sonradan alınan hanım, b)Bir yaşına girmiş tavuk veya keklik yavrusu.
FİLİK : a) Tiftik, b) Buğday başaklarının sütlü durumu.
FİREK : El yapması büyük kapı kilidi ve anahtarının adı.
FİREZ : Biçilen ekin köklerinin yerdeki sivri uçları.
FULLANMAH : Çevresinde, kenarında dolaşmak.
GAARTLAH: Hayvansal yağların erimesinden sonra geride kalan et kısmı.
GABARA :Nal çivisi.
GADA :Kaza, bela.
GADAH : Küçük çivi.
GADİMİ : Daima, her zaman.
GAFLA : Kalfa.
GAH :a) Yağmur sularının biriktiği kaya oyukları, b) Öküzleri harekete geçirme sözü.
GALAN : Bundan sonra, artık.
GALIÇ :Orak.
GALIN : a) Başlık parası, b) İncenin zıt anlamlısı, kalın.
GALLE : Buğday ve çavdar karışımı tahıl.
GAMGI : Yonga.
GANCIH : Dişi köpeklerin genel adı.
GANNİP : Doyasıya, iyice.
GARAMET : İftira.
GARBİ YELİ : Güneyden esen, kesildikten sonra yağış getiren, karı eriten rüzgarın adı.
GARIM : Akraba, hısım.
GARŞAH : Kaşak. Kamış veya ince düz çubukların yan yana getirilerek yayla evlerinde derimevlerin dışından ve keçenin altından dolanan, ayrıca torbadaki taze peynirin suyunun süzülmesi işinde kullanılan düzenek.
GAVURGA : Buğday, mercimek ve çekilmemiş bulgur tanelerinin kavrulup; içine kuru üzüm, çedene, haspir gibi yağlı tohumlar ilavesi ile yapılan çerez.
GAVURMA : Kavurma.
GEBERİK : a) Eti yenilmeyen hayvanların leşi, b) Gayrimüslüm ölüsü.
GEBERME : Eti yenilmeyen hayvanların ölmesi.
GEKLİK : Onikiparmak bağırsağı.
GENE : a) Yine, b) Kene .
GERE :Ahırdan gübre,toprak taşıma amacıyla ağaçtan yapılmış; dört kollu taşıma aracı.
GERMEÇ : Çamaşırları sererek kurutmak için bağlanan ip.
GEVER : Tarla, bahçe sulamada ana arktan evleğe ayrılan su yolu ağzı.
GIBAL : görünüş, biçim, şekil, suret.
GIHAH: Koyun ve keçilerin kurumuş dışkıları.
GIMIL GIMIL : İş yaparken normalden çok yavaş hareket edenlerin bu hareketlerini yermek için kullanılır.
GIMIZ =(IMIZ) :Kaynatılarak soğutulmuş sütün içine yoğurt katılarak hazırlanan yiyecek (Uyku getirir).
GIMRAMAH=(GIMRAMAH,GIPIRDAMAK):Kıpırdamak.
GIRIH : Oynaş.
GIRMIT: Pişmiş toprak kapların kırıkları.
GIRMIZI : a) Domates, b) Kırmızı renk.
GISNIH : Cimri pinti, iş bitirmeyen muhanet.
GISTALAMAH: Sıkıştırmak.
GIY : a) Kıyı, kenar. b) Derimevlerinde örgü ve dokuma araçlarının konulması için yapılmış desenli dokuma cep.
GIYIH : Büyük dikiş iğnesi, çuvaldız.
GİCİŞMEK : Kaşınmak.
GOLAN : At, eşek, katır gibi binek hayvanlarının semerlerini bellerine bağlayan yünden dokunmuş bağ.
GOLCAH : Kirli bir iş ile uğraşanların giysilerinin kol kısmını kirlenmeden korumak amacıyla yapılan, bileklerden dirseğe kadar uzanan, uçları lastikli giysi.
GOŞAM: İki avuç dolusu ölçü adı.
GOŞAN: Koyunları sağabilmek için, başlarını karşılıklı getirerek ilmikle bağlayıp dizi oluşturma işi ve oluşan dizi hâli.
GOŞANİPİ: Koyunları goşana bağlamak amacıyla yün ipinden örülmüş kalın örme ip.
GOYAH ağların yükseltileri arasında kalan çukur yerler, vadi.
GOYURMAH : Bırakmak.
GÖP : Kağnı tekerleklerinin ön ve arkalarında bulunan, ana gövdeden dışarıya taşan; taşıma düzeneklerinin kurulmasını sağlayan kısımlar.
GÖZER : Kalburdan daha büyük gözleri olan tahıl eleme aracı.
GUBARMAH : Böbürlenme, kendini başkalarından üstün görme hâli.
GUBAŞIH : İş görmede ortaklık yapanlardan her biri.
GUBAŞMAH: İki ya da daha fazla çiftçinin işlerini birlikte yapmaları için bir araya gelmeleri işi.
GUBAT : Konuşması, dili kaba olan kimse.
GUDEME : Leblebi. (Şekerle kaplı olanlara da şekerli gudeme denir.)
GUNNAMAH: Eti yenilmeyen hayvanların doğum yapma olayı.
GUSGUN : Binek hayvanlarının yokuş aşağı inerken semerlerinin öne doğru kaymasını önleyen bağ.
GUYMAH: Tereyağla ekmeği kavurduktan sonra üzerine biraz su ilave edilerek kaynatılan yöresel yemek.
GUYRUKÇU: Yardımcı çoban.
GÜMREŞMEK: Coşkuya kapılmak, istekli olmak.
GÜRÜK =(DOĞ) :Kulakları doğuştan küçük olan keçi ve koyunlara verilen ad.
HAFT : Tahtadan yapılmış koyun ve keçilerin yen yedikleri yerler.
HAFT : Tahtadan yapılmış koyun ve keçilerin yen yedikleri yerler.
HALİK: Küçük taş parçalarının genel ismi.
HANGI : Hangi.
HANNIP : Keçiboynuzu yemişi.
HAPPAN: İki katlı evlerde, evin içinden üstteki kata çıkmak için yapılmış merdiven ve boşluğu.
HARAL : Büyük çuval.
HARAP : Çok yaman, çok yavuz.
HARHIT : Öcü.
HARIZ : Nadasa bırakılmış tarlaların sürülmediğinden ot yetişmiş durumu.
HASPİR: Kavurgaya katılarak yenilen yağlı bir bitki ve bunun tanesi.
HAVLA : Helva.
HAYLE : Nasıl ?
HAZIN : Hayvanların kışlık yiyeceklerinin genel adı.
HELKE : Genellikle bakırdan yapılmış, süt sağımında ve su taşımada kullanılan silindir biçimli kap.
HELKE : Genellikle bakırdan yapılmış, süt sağımında ve su taşımada kullanılan silindir biçimli kap.
HENEK : Hak, hisse, pay.
HERK : Tarlaların nadasa bırakılması, nadas.
HERK ETMEK : Nadasa bırakılan tarlayı sürmek, işlemek.
Herkes kaşık yapar ama, sapını çıkaramaz: Her işin ayrı bir inceliği vardır.
HEZEN : Evlerin damlarına atılan kalın örtü ağacı.
HISTA:Hisse, pay, henek.
HIZMIH :Tahılların savrulmalarından tane içinde kalan samanın iri kısmı.
HİNİK : Sümük.
HİNİKLİ : Sümüklü.
HORANTA : Hane halkı sayısı, ehliyal.
HORUM : Ot ve yonca yığınlarına verilen ad.
HOŞAFÇI : Yağcı.
HOŞAFÇI: Yağcı.
HOT : Kalça.
HOTAH önaanden daha büyük olan topaç. Sivri uçlarına nal çivisi çakılarak yapılır.
HOZAN : Tarla olarak henüz sürülmemiş, açılmamış araziler.
HÖDDÜ :Çok hantal ve şişman kişilere takılan lâkap.
HÖL : Fol. Tavuklara yumurtlayacak yeri belirtmek için bırakılan yumurta.
HÖT : Çalıların yuvarlak kökünden yapılmış, ağaç top ve buna değnekle vurularak oynanan ve bu oyunun adı.
HURÇ: Meşin heybe.
IBRIK: İbrik.
ILGATMAH : Hücum etmek
IPILAH : Işıl ışıl.
IRAMAZAN : Ramazan
IRGAT Gündelikle çalışan tarım işçisi.
IRIT ETMEK : Başından savmak, deffetmek.
ISMARIÇ : Sipariş
IŞGIN : Kenger, kangal, asma gibi bitkilerin yenilebilen sürgünleri.
IZ : Az.
IZGIN : Susam bitkisi.
İÇİNMEK : Başörtü bağlamak.
İKİLEME : a)Tarlayı iki kere sürme işi, b)Süt veren hayvanları ikinci kere sağma işi.
İLAAN : Leğen.
İLAANÇE : Leğenden küçük,tabaktan büyük kap.
İLANE : Lahana.
İLE : Öyle değil mi ?
İNEŞMEK : İddialaşmak.
İREÇBER : Rençber, çiftçi.
İRİ :Hayvanların yedikleri samandan geride kalan samanın büyük parçaları.
İRİŞGİN:Sucuk. (et sucuğu).
İSPİR : At ve araba uşağı,
İTAĞİ : Hamur yoğurmada ve ekmek yapımında leğeninin, tahtanın altına serilen dana derisinden yapılan örtü.
İTBURNU:Kuşburnu bitkisi.
İYA :a)Kaburga kemiği. b) Demir törpüsü. c) Kağnıda çoğşurma ağaçlarını birleştiren ince ve düz ağaçların her biri.
KAĞIT TABANCA: Mantar atan tabanca, oyuncak tabanca.
KARAAĞAÇ : a)Kuzuları kölenden çıkarmada kullanılan baston biçimli ağaç.    b) Kağnılarda ot ve yonca taşırken arka kısma ilave edilen ağaçların bütünü.
KARAÇALI: Birbirini seven iki kişinin arasına engel olarak girenlere söylenir.
KARAMIH :Kırlarda yetişen dikenli, sarı çiçekli ve olgulaştığında siyah boncuk gibi meyleri yenilebilir bitki.
KARMAÇ : Saman, arpa ve küspe karışımı hayvan yemi.
KAVŞIRMAH : İki şeyin uçlarını bir arya getirmek, yaklaştırmak, kavuşturmak.
KAVŞIT KOMU erimevlerinde iki derimin birleştiği yerde içerden ve dışarıdan çakılan; sabitleştiren ağaç kazık.
KAVŞIT: İki şeyin birleştiği, yakınlaştığı yer.
KAYIŞKANAT: Yarasa hayvanı.
KEBE : Abaya benzer bir çeşit çoban giysisi.
KEF : Köpük.
KEFLİ : Köpüklü.
KELE : Kadınların birbirlerine "hey kız" anlamında kullandıkları sesleniş biçimi.
KELEŞ : Yakışıklı.
KELLE : Kere, defa, kez.
KEMÇİK : Alt dudağı kısa olanlara denir.
KENEF : Tuvalet.
KERE : Eritilmiş tereyağının taban çöken tortu kısmı.
KERİ =(GALAN) : Bundan sonra, artık.
KERME : Hayvan dışkısından yapılarak kurutulan tezek, yakacak.
KERMELİ : Kirli olduğunu kınamak için birisine takılan lâkap.
KERTİK : Kadınların birbirlerine süt ödüncü yaparlarken bir sopa üzerine ne kadar süt verdiğini belirtir işaret.
KES : Yonca samanı.
KEYFENİ: Yemek pişiren, ahçı.
KEYKENEK : Keçeden yapılan çoban giysisi.
KIRKICI : Koyun kırkan.
KIVRIM : Yaprakları kıvrımlı,tekesakalına benzer kökü yumru yenilebilir bir kır bitkisi.
KIZAN : Çiftleşme zamanı gelen dişi köpek.
KIZGIN : Sıcak olma durumu.
KİRİK : Küçük ördek yavrusu.
KİRİZ : Küçük, bir cins köpek. Zağar.
KİRKİT : Dokumada atkı iplerini sıkıştırmak için vurulan demir tarak.
KİRTİK : Küçülmüş sabun parçası.
KİSİP : Oldukça çok, sayısı belirsiz. (Osmanlıcada “HISB” Ucuzluk, bolluk demektir.)
KİŞKİRMEK : Köpekleri saldırmaya geçirme işi. (Kışkırtma)
KİT : Anahtar.
KOMUYO : Yaklaştırmıyor, bırakmıyor.
KÖLEN : Koyunların dölü alınırken, yazıda daire şeklinde toprağa açılan, kuzuların yattığı üstü örtülü yer. Barınak.
KÖNNEŞMEK :Sıcak havalarda koyunların kafalarını birbirinin gölgesine sokarak aldıkları durum.
KÖREMEZ : Yoğurt içine çiğ süt katılarak hazırlanan yiyecek.
KÖRMEN : Kırlarda ve çayırlarda yetişen yabani sarımsak bitkisi.
KÖSEAĞAÇ : Tandırdaki ateşi karıştırmak için kullanılan ağaç.
KÖSNÜ : Köstebek.
KUYRUKÇU Yardımcı çoban.
KÜFLE :Tandırın yanabilmesi için,havalandırmayı sağlamak üzere açılmış delik.
KÜĞTE : Köfte.
KÜLLÜK:Kül atılan yer.
KÜLÜ İPİ : Koyunların kırkımı sırasında ayaklarını bağlamak üzere yün ipinden özel olarak örülmüş bağ.
KÜLÜMEK : Koyunları kırkabilmek için yere yatırarak ayaklarını bağlama.
KÜNDE : Her gün.
KÜRELEMEK : Değersiz bularak kaldırıp atmak.
KÜRGÜ :Harmandaki dağılmış saman ve taneleri toplamada,damdaki karı itmede kullanılan araç.
KÜRTÜN: Eşeklerin semerlerinin genel adı.
KÜRÜK : Sıpadan büyük olan eşek yavrusu.
KÜZLÜK:?Güz aylarında doğmuş olan kuzu (Güzlük)
LABA Yaba.
LAMLI : Dağ başlarındaki kar bölükleri (namlı).
LAMTI : Bıçakların demir kısmı.
LENGER :Kenarları yatık geniş leğen.
LODA : Dışarıdaki saman yığınının yaştan korumak için üzerinin toprakla örtülü hâli.
LÖK : Boz deve cinsi.
MADIMALAH (MADILAMAH) : Madımak.
MAHANA : Bahane, sebep.
MAHRAŞ=(MAFRAŞ) : Dikdörtgen biçimli, ön yüzünde ağız açılmış; çamaşır dolabı görevini gören desenli dokuma.
MEFREŞ:Meşinden veya çadır bezinden yapılmış harar, çuval. (Göç sırasında yatak ve şilte taşımaya yarar. Osmanlıca lügat ve sözlükte böyle geçiyor)
 
MALAHA : Bedava.
MALAHACI: Bedavacı, otlakçı.
MALAMA : Sürülmüş harmanın, tane ,ile samanın karışık hâli.
MARAT : "Maraz, dert, ölüm" gibi anlamları olan azarlama biçimi.
MAYA : a)Hayvanların kursaklarının suda bekletilmesi ile elde edilen peynir yapımında kullanılan sıvı. b)Dişi deve.
MAYASIR :Vücudun çeşitli yerlerinde meydana gelen ve kaşıntı veren bir hastalık. Ekzema.
MAYIS : İlkbaharda yaylıma bırakılan hayvanların, yeşil otla beslenmeleri sonunda yaptıkları dışkı.
MAYIŞMAH : Gevşeyerek kendini koyvermek, rehâvet içinde bulunmak.
MAZI : Kağnıda tekerlekleri bağlayan,birlikte dönmesini sağlayan kalın meşe ağaç.
MEFAAT :Ölüm.(Vefatın yanlış söylenmesi).
MESES=(MESEC): Övendire.
MIH : Çivi.
MIRIH : Hayvan gübresinin sulu hâli.
MİNİK:Köpek yavrusu=enik.
MİTİK : Küçük tencere.
MODİ : Küçük köpek yavrusu, enik.
MUHAAT=(MUHAYYİT) :İyi sahip olmak,gözetim ve denetim altında bulundurmak.
MUNDAR : a) Eti yenilemeyen hayvan, b) Eti yenilebilen hayvanın pis ölmesi.
MUSUR :Ahırda büyükbaş hayvanların yemlerini yedikleri yer.
MÜDDÜĞÜM:Kaymakam, ita amiri.
NACAH : a) Nacak. b) Mesesin arkasına takılan küreğe benzer, karasabanını demirinin çamurunu temizlemede kullanılan demir araç.
NİYANNI : Hangi taraf, hangi yön?
NODUL : Öküzle iş görürken onları istenilen tarafa yöneltmek amacıyla mesesin ucuna çakılan sivri çivi.
NOREK : Ne yapalım?
NORÜYON : Ne yapıyorsun?
OĞBET: Çok bilmiş, ukala.
OHUNTU : Düğünlerde davulcunun kapıya gelmesi sırasında,ev sahibinin düğün sahibine hediye ettiği hayvan.olarak kurulan "V" biçiminde ve bunları birbirine bağlayan düz ağaçların oluşturduğu düzenek.
OLGÖRÜP : Bir türlü, her ne yaptımsa .
OLUK : Çeşme.
ONÜK : Önlük.
ÖRİ: Otlak
ORÜ : Onun gibi, ona benzer.
ÖÇBE:Geveze, alağaz.
ÖFELEMEK : El ile ufalayarak küçük parçalara bölmek.
ÖĞSÜZOĞLAN ÇİÇEĞİ: Kardelen çiçeği. (Daha kar kalkmadan, en erken açtığı için yalnızlığı öksüze benzetilmiştir.
ÖKENMEK :Bir kimsenin konuşmasını taklit ederek alay etmek.
ÖREN: Ev yıkıntısından geride kalan virane yerler.
ÖRME : Yünden örülmüş uzun ve kalın ip.
ÖRSELEMEK : Hırpalamak.
ÖRTME : a) Evlerde antre görevi yapan bölüm. b) Dış kapıların üst tarafından balkon gibi yapılan çıkıntı.
ÖTEBERİ : Çeşitli şeyler, çeşitli eşyalar.
ÖTEĞAN=(ÖTÖĞÜN): Dünden bir evvelki gün.
PAFLİHA : Fabrikanın söylenişi.
PAHIL : Muhanet, iş bitirmeyen.
PAHLA : Bakla, fasulye.
PALAZ:Keçi kılından dokunmuş kilim, dokuma.
PALIT alamut.
PALTA: Balta.
PARHANA :Yük, eşya.
PATİRİK : Patatesin küçük olanları.
PENDİR : Peynir.
PEŞGİR:Havlu.
PEYKE : Köşe.
PİİT PİİT : İneklere sevgi anlatan ve çağırıldığını belirten söz.
PİNE : Kümes.
PİNNİK : Tavukluk, kümes.
PİNNİKÇİ : Kümesten tavuk ya da yumurta çalanlara takılan lâkap.
POTİN: Asker ayakkabısı.
PUNGUT : Bulgur unu.
PUS : Sis, duman.
PÜRÇÜKLÜ : Havuç
PÜSÜK : Kedi, kedi yavrusu.
SABA: Yarınki gün.
SABINDIRIH : Kağnı tekerlerini döndüren mazının, sürtünme ile oluşacak ısısını azaltmak ve sürtünmeyi kolaylaştırmak amacıyla içine doğranmış sabun ile su veya yağlı yoğurt konulan ağaç ya da camız boynuzundan yapılmış küçük kap.
SAĞCI : Köyden uzaktaki koyunları sağmaya giden kadınlar =(SAĞICI).
SAĞSAH : Dişi koyunların ve kuzuların etlenmekte olduğunu anlatan, kuyruk altındaki ter.
SAH : Hafif uykulu bulunma hâli.
SAH Mİ : Doğru mu? Sahi mi?
SAHAR: a) Alnında beyaz olan koyun, keçi, öküze verilen isim.b) Uğursuz, yaptığı işlerde sık sık aksilik çıkaran kimse.
SAHIRGA : Çayırlarda yayılan hayvanlara geçen bir tür asalak hayvan.
SAHOO : Palto.
SALGAN : Akarsuda unluk ve bulgurluk buğdayları yıkarken, bunların dere yatağına dağılmasını önlemek için suyun içine kilim serilerek yapılan yıkama yeri.
SALLAMA : Yün yıkamada kullanılan büyük tokaç.
SAPAN :Yaklaşık bir metre boyunda uçları örülü, ortası dokunmuş uzağa taş atmada kullanılan kavga aracı.
SARIÇ : Sarnıç.
SAY : Damların tavanlarına tahta yerine döşenen yassı taşlar, sal.
SEÇ-KAT : İlkbaharda tutulan çobanların gününün sonbaharda dolmasıyla, koyunların teslim alınarak yeniden oluşturulacak sürünün çobanına katılması işi.
SEKİ: a) Evlerde oturmak için yapılan yüksek yerler, b) Arazideki doğal teras biçimli yerler.
SEKMEN : Merdiven.
SERGEN : Yazıda toplanarak bir arda serilen tezeklerin oluşturduğu topluluk.
SERGİ :a) Odaya serilen halı, kilim, palaz türü eşyalar. b) Unluk ve bulgurluk kurutmada altına serilen halı, kilim.
SERPENEK:Evlerde damların duvarlardan dışarıya olan çıkıntı kısımları.
SIKMAÇ : Taze yufka ekmek içine peynir ile soğan koyup sıkarak yapılan dürüm.
SINDI : Makas.
SIRGAT : Eskiden yayla yayla gezerek koyunların sahiplerini belirleyen vergi memurları.
SIYIRMA: Dikenli ve kangal cinsinden bir ot türü.
SIYPAH : Kaygan, kaypak.
SIZGIT: Etin kendi yağı ile kavrularak dondurulmuş hâli.
SİFİR : Ette bulunan yağ.
SİFTİMEK: Eti kemiğinden ayırma işi,kabuklu yemiş yeme işi.
SOHU :Köy meydanlarında bulgurluğun, döğmenin tokmakla dövülerek kepeklerinin ayrıldığı içi oyulmuş taş.
SOMRUH OTO :Arıların çok sevdiği, mavi veya pembe çiçekli; doğal şekerli, çiçekleri koparılarak somurulan ot cinsi.
SOYHA : Ölüden geriye kalan giysisi.
SULUHLUH :Odanın bir köşesine banyo yapmak amacıyla yapılmış yer.
SUNDURMA : "ALAÇIH" denilen derimevlerinin küçüğünde çevliğin yerine kullanılan uzun ve kalın tavan ağacı.
SÛRÜ : Sivri.
SÜRÜT :Bir ucu düvene,öteki ucu boyunduruğa bağlanan; düvenin sürüklenmesini sağlayan uzun ağaç.
SÜVE : Kapı ve pencere kasalarının dayandığı yerler.
SÜYEM : Başparmak ve şahadet parmağının açılması ile oluşan uzunluğu belirten ölçü.
ŞALAH : Ham karpuz.
ŞAPAZ : Şahpaz, çabuk.
ŞAPIH : El çırpma, alkış.
ŞEBİT : Yufka ekmeğin kalını.
ŞILTAH : Gereksiz yere atılan çığlı, gürültü.
ŞILTAHCI : Gereksiz yere sık sık gürültü yapan kimse.
ŞIRBIH Gözde oluşan çapak.
ŞIVGA : Ağaçların taze sürgünleri.
ŞİRAH Uyku halinden uyanık hâle geçilmesi.
ŞİŞEK: İki yaşından büyük koyun.
ŞİŞİREK Balon.
ŞİŞİREKLİ : Burnundan sürekli sümük akan ve nefes verirken balon gibi şişirenlerin hâlini hor görme, ayıplama sözü, lâkap.
TALAHA : Arkada iki, önde bir teker bulunan; çocukları yürümeye alıştıran ağaçtan yapılmış araba.
TALAZ :Yaz aylarında görülen küçük boyutlu hortumlar.
TAMAN : Öyle değil mi? Hani ya?
TAPAN: a)Keseklerin ezilmesi ve ekilen tarlada çiftin açtığı izleri düzelterek taneleri örtmeye Yarayan çiftçi aracı. b) Tarlalarda yetişen, pembe çiçekleri olan yumrulu bitki türü.
TAVALLIH : Duvar yüzeylerine örme sırasında eşya koymak için yapılmış, küçük bölümler, oyuklar.
TEKE : Erkek keçi.
TEKESAKALI : Yemlik cinsinden yenilebilen bir ot türü.
TEKESEK :a) Çiftleşme isteyen keçinin durumu , b)Uygunsuz hareket eden kadın ve kızları kınama, ayıplama sözü.
TELLİK: a)Ayağa giyilen her çeşit terlik, b)Başa giyilen örgü, fes biçimindeki giysiler.
TEMEK : Ahırdaki hayvan gübresini dışarı atmak için açılan pencere.
TEMİKELLİ : Her zaman, her vakit.
TENGİRŞEK : Teker gibi yuvarlak olan.
TERKİ SELÂH:Namazı terk eden.
TEŞT: Bakırdan yapılmış büyük leğen.
TEVİR : Çeşit, tür.
TIĞ: Sürülen başakların yığınları, tınaz.
TINGIR : Sacdan yapılmış büyük çamaşır yıkanan ve içinde çocukların banyosunun yaptırıldığı leğen.( Bu leğenle iş yaparken çıkardığı sesten dolayı "tıngır" denilmiştir.
TIVGA : Doğumdan sonra çocukta görülen, vücudun kızarıklığıyla kendini belli eden hastalık.
TOHLU : Bir yaşını bitirmiş kuzu (toklu).
TÖNGE : Ekin biçiminde, tırpanla kesilen sapların ayakta toplanmasını sağlayan, uzun ve kalın otlardan yapılan; kök kısmında ayak bileğinin girebileceği kadar boşluk bırakılan ot destesi.
TULHUM : Asma kilit.
TUMAN :Kilot, don.
TUTMAÇ: Koyu kıvamlı hamurun erişte şeklinde kesilerek hazırlanan ve haşlandıktan sonra. sarımsaklı yoğurt katılarak yenilen bir yemek çeşidi. Oğuzların millî yemeklerinden
TUVALLAH : Yuvarlak şekilli.
TÜKAN Dükkan,alış veriş yapılan yerlerin genel ismi.
TÜKEL : Tam, tamı tamına, denk.
TÜLÜ : a)Yaprakları daha tüylü kıvrım cinsi. b)Bir deve çeşidi.
UÇUK : Dağ yamaçlarında olan heyelandan geride kalan çukur yer.
UFLAH : Büyük ekmek bıçağı.
UFRAA:Hamur işlerinde hamurun yapışmasını engellemek için tahtaya serpilen un.
UĞ : Derimevlerinde tepedeki çevliği, derime birleştiren kaburga kemiği biçimindeki ağaçlar.
UĞ BAĞI :Uğların bir ucu çevlikteki oyuklara girdikten sonra, derime gelen kısmını bağlamaya yarayan; uçları püsküllü örülerek yapılmış bağlama ipi.
URALI :Uğurlu, hayırlı
URUBA : Takım erkek giysisi, elbise.
URUPLAĞA :Altı ölçeği bir çinik gelen, tahıl ölçmede kullanılan en küçük ölçü.
UVALLAMAH : Çalmak, hırsızlamak.
ÜĞRELENMEK :Salınarak yürümek.
ÜLEŞ : Hayvan ölüsü, kesilmiş hayvan gövdesi.
ÜMRÜKLEMEK : El yordamıyla irilerini seçme işi.
ÜTÜZLENMEK : Bir işe başlarken veya iş görürken isteksiz davranmak; yavaştan almak.
ÜVEÇ:İki yaşından büyük erkek koyun.
üzülmeye değmez anlamında söz.
VANILDAMAH:Anlamsızca ve çok konuşarak gevezelik etmek.
VARGEL : Dokuma tezgahlarında hareket ettirilen ağaç.
YADIRGI : Başkalarının hayvanları.
YAĞLAAĞAÇ : Sabındırıktan sürtünmeyi kolaylaştıracak maddeyi alarak mazıya sürtmede kullanılan düz kaşık.
YAĞLAMAÇ:Yufka ekmeği tereyağında kızartarak yapılan yiyecek.
YAĞLIK : a) Mendil, (ELYAĞLIĞI)      b)Başörtüsü.
YAĞŞİ =(YAŞİ) : İyi, güzel, hoş.
YAL : Arpa unundan yapılmış köpek yiyeceği.
YANAZ : Aksi, yola gelmeyen.
YANERİ : Derimevlerinde derimlerinin üzerine serilen keçe.
YANYANIÇ : Yengeç.
YASMAH : Samanlığa rast gele doldurulan samanı düzenli yerleştirme işi.
YAVSI : Koyunlarda asalak olarak yaşayan bir hayvan.
YEDECEK : Kağnıda ve karasabanda boyunduruğa kayışı taktıktan sonra, boyunduruğun oku çekmesi için ön taraftan oktaki deliğe takılan ağaç. 
YELİŞTİRMEK :Arada koşuşturmak, gidip-gelmek.
YEMLİK : Tarlalarda yetişen, yenilebilen sütlü ot cinsi.
YESİR : Esir.
YOZ: Erkek davar sürüsü.
YÖĞİNİĞNE ikiş iğnesi ile çuvaldız arası iğne.
YÖREP : Bayır,meyilli arazi.
YÜĞÜRMEK : Koç ve tekenin dişisi ile çiftleşmesi.
YÜLÜMEK : a) Tıraş etmek,    b)Kesici aletlerin ağızlarının çarka tutulması işi.
YÜZÜNGUYLU : Ağzı aşağı olarak, geldiği yöne. ZAER :Herhalde, zahir.
ZAHMARI : Ocak ayı, zemheri.
ZERZE: Kapıların asma kilitle kilitlenmesini sağlayan,kalın demirden elle yapılmış kilit askısı.
ZIRI : a )Erkek eşek.        b)Anlayışsız kaba erkeklere takılan lâkap.
ZIYRA : Hiç durmadan.
ZİKKE:Hayvanları bir yere bağlamaya yarayan, demirden yapılmış kazık.
ZOLLU=(ZORLU) : Çok iyi, çok güzel.
ZÜLÜFBASTI: Kadınların saçlarında kullandıkları tokaların genel adı.
 

 
Facebook beğen
 
 
Siz 144722 ziyaretçiziyaretçimizsiniz
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol