Yakın Tarihimizin Ağıtları

 

GÜNÜMÜZDEN AĞITLAR
 
 

AĞLADIM
 
Bir haber aldım da garip anamdan,
Başımı duvara vurdum ağladım.
Sekiz yıldır babam göçmüş dünyadan
Aklımı-fikrimi yordum ağladım.
 
Sekiz erkek, üç de kızı doğurmuş.
Kendisi aç-susuz, bizi doyurmuş.
“Ninnilerle hepimizi uyutmuş.
Geçmişe hayaller kurdum ağladım.
 
Gelirken “toz şeker” istedi benden,
Dedi: “Oğlum, bir umudum var senden...”
Bir ateş belirdi o an kalbimden,
Mezarda hâlimi gördüm ağladım.
 
Ne bayramda, ne oruçta giden var;
Ne “merhaba”, ne bir selâm veren var;
Ne hâlini, ne hatrını soran var;
“Hani evlatların?” derdim ağladım.
 
Vardım seccadede namaz kılıyor,
Gözünden sel gibi yaşlar akıyor.
Zengin oğlu köyde “fakir arıyor!”
Anamın hâlini gördüm ağladım.
 
Mevla kimseleri koymaya darda,
İnsan değil, hayvan yatmaz burada!
Kimi şöhret arar markta, parada
“Bana Mevlâ gerek” derdim, ağladım.
 
Beni görüp neşelere gark oldu,
Eski hâli, yeni hâli fark oldu.
Dedi: “Oğlum, bu gelişin kırk oldu.”
Anamın yarasın sardım ağladım.
 
Ayağı altına Cennet serilmiş,
Kur'ân’ da, sünnette haber verilmiş.
Anayı terkeden nerde görülmüş?
İşte o zamana erdim, ağladım.
 
Ben Kur’ân okudum, o dedi “amin”.
Şimdi yüzü güldü, ağlarken demin.
Böyle ödenir mi hakkı annenin?
Kolumu, boynuna sardım ağladım.
 
Sâlâvat gönderdi Yüce Resul’e,
Allah’a hamdettiği düştüğü hâle.
Dedi: “Kefaretmiş çektiğim çile,”
Ruhumu, bedeni yordum ağladım.
 
Ahmet KARAASLAN
 23/07/1997

YALAN DÜNYA
 
Yalan dünya senden bıktım-usandın,
Yollarıma tuzak kurdun nideyim!
Çok süslü göründün, ben de aldandım
Hayırsız evlatlar verdin nideyim!
 
Soldurdun elimde bir gülüm vardı,
Çürüdü gövdesi, dalları kaldı.
Beni de onunla alsan n’olaydı,
Şimdi yataklara serdin nideyim!
 
Elim yok, dilim yok, tutmaz dizlerim...
“Evlatlarım gelir” diye gözlerim.
Benden önce gideni çok özlerim,
Perişan hâlimi gördün nideyim!
 
Ne hastalık, ne sağlıkta gelen var;
Ne hâlimi, ne de hatrımı soran var
Ne merhaba, ne bir selâm veren var.
Beni can evimden vurdun nideyim!
 
Dokuz dalda iki çiçek açıyor,
Yedisi el gibi, benden kaçıyor.
Vakit yaklaşıyor, zaman geçiyor...
Kement gibi ben sardın nideyim!
 
Erken kalkan yol alırmış menzile,
Yetmez mi bu kadar çektiğim çile!
Bırak dünya, ne işin var banimle?
Yetmiş iki yıldır yordun nideyim!
 
Erişsin isterim Hakk’ın rahmeti,
Gönü arzuluyor Can Muhammet’i.
Helâl ettim Musa ile Ahmet’i
Ok gibi yaylara gerdin nideyim!
 
01/08/1998 Kayseri



BU SENE
 
Dostlar, zor olurmuş evlat acısı!
Esme, dizlerine vurdu bu sene.
Öper cenazesin döne bacısı,
Gardaş hepimizi yordu bu sene.
 
Battı Mustafa’m da ocağın battı!
Bekleme, Yaşar’ın gelmeze gitti.
İskenderun’da da bucağa yattı,
Eller, yaramızı sardı bu sene!
 
Fatma, Yaşar öldü dostlar kazadan;
Hiç birisi noksan değil azadan.
Kadir Mevlâ, kurtar bizi cezadan
Azrail, köyümü kırdı bu sene!..
 
Yüzünü açtım ki, gül yüzü solmuş
Sol kolu döşünde bükülü kalmış.
Yaşar’ı getirir bir özel dolmuş
Eller cenazemizi gördü bu sene.
 
Ağla Döndü ağla, kaderden kaçak.
Acele, babana telgraf açak.
Çileli başın var İsmail Koçak,
Ağlar sizin eli ferdi bu sene.
 
Hasibe, Esme yurtdan gelince
Bütün köylü cenazeye dolunca,
Âşık Mahrûm-î de sazın çalınca
Bozulan akordun gerdi bu sene.
09/08/1993 Âşık Mahrûm-î
 
RECEP’İN AĞIDI
 
Mektup yazdım dostlar Şırnak Dağı’na,
Recep, izin alıp gelir mi ola?
Düğün yapacağım çift davulunan
Yaradan dileğim olur mu ola?
 
Ağlıyorum dostlar ben yana yana
Ne deyim asker, ben komutana?
Gözünü aç Recep bir bakkıl[1] bana
Babası olduğumu bilir mi ola?
 
Bana değmiş dostlar, kaderin sanı
Yavrum yaralıdır, akıyor kanı!..
Kırmaz sanıyorum, Recep’im beni
Dediğim gızları alır mı ola?
 
Kırdın felek kanadımı, kolumu
Nerede gitsem şaşırırım yolumu.
Tez getir komutan şehit oğlumu
Şehidim, Şırnak’ta kalır mı ola?
 
Koyunum meleşir,doldu avluya
Ne denir ki dostlar ulu Mevlâ’ya?
Ermeni kurşunu değmiş yavruya,
Yaradan Recep’im ölür mü ola?
 
Mahrûm-î’yem yine sazını çaldı,
Kader yüzümüze ne zaman güldü!..
Ellerin askeri, tezkere aldı,
Recep’im, gününü bilir mi ola?         
10/10/1994 Âşık Mahrûm-î

 
CENNET’İN AĞIDI
 
Sabahleyin kalktım, bir rüzgâr eser
Nefes alamıyom, soluğum keser.
Kaynanasına da gelin mi küser!
Çocukları oğsüz koydu ne deyim?
 
Akkışla’ya geldim Ömer’i gördüm.
Ömer ağlayınca farkına vardım,
Kimin öldüğünü o dem öğrendim.
Gözlerim yaş ile doldu ne deyim?
 
Nimet’i getirdik, durmadan ağlar.
Habib oğsüz kaldı, ciğerim dağlar.
Sana ağladılar akraba, dostlar
Düşmanların yine güldü ne deyim?
 
Ömer ağlar ağlar, göz yaşın silmez
Habib çok küçüktür, öldüğün bilmez.
Analık yavruya bir ekmek vermez..
Oğsüzlük beni de buldu, ne deyim?
 
Kuşağın çıkarmış, bir askı yapmış
Kör şeytan altına sandalye atmış.
Kendi eliyle de canına kıymış,
Azrail kapıya gelmiş ne deyim?
 
Sabit Ağam, seni çok çok severdi,
Bütün köylün hatırını sayardı.
Mor beliğin topuğunu döverdi
Saçını, başını yoldun ne deyim?
 
Hınzırı Dağı’ndan bir bulut geçti,
Bizim içimize bir ateş düştü!
Cennet, Sabit Ağa şehire göçtü.
Yuvaların ıssız kaldı ne deyim.
 
Der Âşık Mahrum-î: Böyle büyüdüm.
Nice günler ahırlarda uyudum.
Analık elinden çok zopa[2] yedim,
Oğsüzlüğü ben de gördüm, ne deyim?
01/01/1972 Âşık Mahrûm-î
 

SABİT’İN AĞIDI
 
Kayseri’den taksi tuttum,
Emmi seni göremedim.
Ömer bana “gelsin” demiş,
Çocukları gıramadım.
 
Ağla Nimet, durma ağla
Yol saçını, yüzlerini...
Anan da yok, baban da yok!
Kimse çekmez nazlarını.
 
Gitme emmi Ankara’ya
Umut yoktur, gelemezsin...
Azrail yolda bekler,
Yavruları göremezsin!
 
Acı Göl, uğursuz geldi
Ekmeseydin bostanını.
Çerkez, “gideceğim” diyor
Bohçalamış fistanını.
 
Kalk Ömer’im, artık yatma.
Yiğitlik hep sende kaldı.
Düşmanın fırsat kolluyor
Acı günde davul çaldı!
 
Yeter Âşık Zeki yeter.
Oğsüzlük, ölümden beter!
Anâm da yok, babam da yok...
Benim de burnuma tüter.
10/09/1975 Âşık Mahrûm-î
 

MAHMUT’UN AĞIDI
 
Şırnak Dağları’nda nöbet beklerken,
Vadesi orada dolmuş Mahmut’un.
Pamuğu beğenmez, yünde yatarken
Kırmızı yanağı solmuş Mahmut’un.
 
Törende askerler, durdular safa,
Dizlerini döver Fadime Efe.
Kurşunlar girmiş de bozulmuş kafa...
Bombalar, bağrını delmiş Mahmut’un.
 
Tabutunu açın anası baksın,
Askeri gelmiş de kınasın yaksın.
Şöyle bir dolaşsın, dışarı çıksın,
Sevdiği çeşmeye gelmiş Mahmut’un.
 
Yeter kahpe felek, düşman gülecek...
Bu fani yerlerde kimler kalacak?
Bir hafta içinde izne gelecek
Anası harçlığın salmış Mahmut’un.
 
Vatansızlar, imansızlar,... Bu ne iş?
Kurtuluş mu sanki bu çılgın gidiş!..
Dünyada bulunmaz Mehmet’ime eş
Adı Şırnaklar’da kalmış Mahmut’un.
 
Göremedim gardaş seni vuranı,
Elim yetmez saramadım yaranı.
Hainler önceden kurmuş plânı,
Azrail yanına gelmiş Mahmut’un.
            Âşık Mahrûm-î
 
 
GÖKTAŞ’IN AĞIDI
 
Duyunca çobanın kara haberin,
Göz yaşlarım nehir oldu ağlarım!
El-âlem uykuda, bense uyanık
Felek vurdu, seher vakti ağlarım...
 
Asker uğurlamış, tutmuştu aynı[3]
Belli olmuyor ki feleğin oynu!
Üst üste bükülmüş Selvi’nin boynu
Yaşar göz yaşını döktü ağlarım.
 
Felek el-âlemi sen çok güldürdün
Zeynep’i gurbete çekip öldürdün!
Selvi’ye saçını künde[4] yoldurdun,
Güleceğim bir gün yoktu ağlarım.
 
Bir kardeşi asker, büyüğü gelmiş.
Döndü’yü gördüm de dört büküm olmuş
Salınıp gezemez, babası ölmüş.
Gelirken arkamdan baktı, ağlarım.
 
Bülbül ötmez olmuş dostlar bağında.
Oğlu asker imiş Oltu Dağı’nda.
Yiğitlerim hep evlenme çağında
Kader, kardeşini yıktı ağlarım.
 
Selvi, hastanede sarmış gözünü
Al ganlar boyamış iki yüzünü!
Babası, kardeşi bir de kızını...
Evim, ocağımı yaktı ağlarım.
 
Yaşar’ı gördüm de burkuldu içim!
Üst üste üzüntü ağarttı saçım...
Ne yaptım ki felek, neyidi suçum?
Mahrûm-î canından bıktı ağlarım.
Âşık Mahrûm-î
 
 
 
KAHPE FELEK
 
Hep gurbete sürdün bunca fakiri,
Kahpe felek muradına erdin mi?
Libya sularında boğdun Bekir’i
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
Bindik gittik bir tekersiz araca,
Sade bizi bağlamışsın haraca.
Nerde Kadir Ayer, hani Karaca
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
Yasta kaldı bütün Gömürgen Köyü
Sana yazacağım artık her şeyi.
Berlin’de öldürdün Fatey, Hösne’yi
Yedin felek, muradına erdin mi?
 
Bu kaçıncı bizim köye gelişin?..
Çok dokuduk yoksulluğun halısın.
Bünyan yollarında Zeynep ölüsün,
Koydun felek muradına erdin mi?
 
Birsen’in boynuna ipi taktırdın
Göz yaşımı sel eyledin aktırdın.
Neden Fadime’ye tüfek sıktırdın?
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
Bir evin büyüğü, hem de umudu
Söyle yapacağın bize bu muydu?
Aldın genç yaşında asker Mahmut’u
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
Gurbete çıkalı biz olduk pişman,
Felek, neden oldun bizlere düşman?
Hani Mehmet Gündüz, nerde Ali Osman?
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
Ağlar Gömürgen’in gelini,kızı
Aşık Mahrum-î’nin dayanmaz özü
Gene[5] dertli dertli çaldırdın sazı,
Kahpe felek muradına erdin mi?
 
ALİ OSMAN’IN AĞIDI
 
Yamula’dan çıkmış Gömürgen göçü,
Döne yaralıdır, sallanır saçı,
Hacı Ahmet Ağanın neyidi suçu?
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Fadime ağlıyor, babası ölmüş,
Melek, vura vura bağrını delmiş.
Gömürgen’e gittim ıpıssız kalmış
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Boğaz Köprü vardır, Ankara yolu,
Dizini çekemez, kırılmış beli.
Ölme gardaş ölme, nefes ver solu,
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Geçmiyor günleri gurbet ellerde,
Oğsüzün bülbülü ötmez güllerde.
Hacı Hafız’ı da boğdun sellerde,
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Bizim dağlar gayrı misafir alır,
Koyunu olana canavar gelir.
El kızı yas tutmaz, tez gelin olur.
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Gitme gurban gitme ocağın batar
Baba yurdu viran, baykuşlar öter.
Anan çift süremez öküzü satar
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Dağımıza bahar geldi, yaz geldi,
Dolu vurdu gardaş, gülleri soldu.
Herkesin göçü köyüne geldi
Yatma gardaş, eller göçtü yaylaya...
 
Ey Aşık Mahrum-î, çileli başın
Anadan doğalı, akar göz yaşım.
Kalk gidelim köye aslan gardaşım,
Yatma gardaş eller göçtü yaylaya...
10/01/1978Âşık Mahrûm-î
 
 
 KARA’NIN AĞIDI
Karadaş’ta Maasır ölüp kalıyo,
Yavruları saçın, başın yoluyo,
Cenazeye çevre köyler geliyo,
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
 
Delik, deşik olmuş küllükte yatar.
Çocukları geldi, kuş gibi öter.
Hanımı Fatma da yüzünü yırtar
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
 
Kara’nın döşünde çoktur yarası,
Gömürgen neredir, Kavak neresi!
Zindan oldu şu  Cehennem Deresi
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
 
Kalk hele gidelim kendi köyüne,
Salınarak gez enine, boyuna.
Kurşun doldurmuşlar kalbe, boyuna
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
 
Vah kardeşim açık koymuş gözünü,
Bacın Fatma gelmiş, yalar yüzünü.
Gözüm Ahmet yere koymuş dizini
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
 
Âşık Mahrûm-î der: Ben niye vardım?
Yaralı olanı doktora savdım.
Zalim Kör Hacı’ ya pek çok yalvardım,
Yemin olsun gitmem kanlı Kavak’a.
10/09 /1980Âşık Mahrûm-î
 

PEMBE’NİN AĞIDI
 
Eğilmiş, kalkmıyor babanın başı
Yaslı koyup gittin sekiz gardaşı!
Nehir oldu Gömürgen’in gözyaşı
Sel oldu dereden çağlıyor Pembe.
 
Düşmanın var mıdır, sürek sürelim...
Sevdiğin var ise söyle, verelim.
Neden böyle yaptın bağrı yaralım?
Eller, dedi-kodu ediyor Pembe.
 
Yemiş saçmayı da kalkmıyor kolu
Al kana boyanmış saçını teli.
N’olur ölme pembe, dayangıl solu
Sana dünürcüler geliyor Pembe.
 
Ne var pembe ne var buna kızacak!
Arada ne vardı bizi üzecek?
Savcı karar vermiş, seni yüzecek
Doktor, bıçağını biliyor Pembe.
 
Kimse çekmez Pembe’m gayrı nazını,
Kurttun da aşiretin özünü.
Âşık Mahrûm-î de çaldı sazını,
Bozuldu perdeler, bağlıyor Pembe.
          11/29/1985Âşık Mahrûm-î
 
 
FAYIK’IN AĞIDI
 
Aman Azrail de düşmüş peşime
Acımıyor gözlerimin yaşına.
Zalim şoför, tampon vurdu döşüme
Yavrular arada kaldı ağlarım.
 
Sultanhanı, Duzasar’ın arası
İyi olmaz BMC’nin yarası.
Yetimler ağlaşır, öldü babası,
Yavrular, yuvada kaldı ağlarım.
 
Sultanhan’a geldik, yolumuz bitti.
Yüklendi cenazem köyüme gitti.
Ağlayın dostlarım ocağım battı!
Kitli kaldı kapılarım ağlarım.
 
Ailem cahildir, köyüme gider.
Oğsüz yavruları acep kim güder?
Ölenler dünyada borcunu öder,
Yavrular yuvada kaldı ağlarım.
 
Deyin kardeşime, ışığım yaksın,
Sönmesin ocağım, yuvama baksın.
Yusuf’um yanına cesedim tıksın
Yavrular yuvada kaldı ağlarım.
 
Âşık Zeki der ki: N’olur hâlimiz?
Azrail çevirdi, kesti yolumuz.
Gurbet elde kalır garip ölümüz
Yavrular yuvada kaldı ağlarım.
20/01/1980Âşık Mahrûm-î
           
 
1993 Yılı Haziran Ayı Kurban Bayramı Gününde Yıkanmak İçin Girdikleri Kızölen Deresi’ndeki Gölette Boğulan İki Gencin Ağıdı:
 
 
İki tane kurban verdik bu sene,
İkisi de tam on sekiz yaşında.
Zâlim felek nasıl kıydın gençlere?
Daha kıl yok yavruların döşünde!
 
Menderes’le Bülent pikniğe gitmiş.
Kızölen Dere’ye bir ocak çatmış.
İki yavruyu da bir gölet yutmuş,
Azrâil de dolaşırmış peşinde.
 
Kayseri’ de duyup taksiye bindik.
Yandık kadir Mevlâ’m ciğerden yandık!
İkisini birden toprağa gömdük,
Yer ıslandı, göz yağmuru yaşında.
 
Ağlar Ali Dayı, yanında Memet ...
Birisi menderes, öteki Bülent.
Şaşmış Şaban Hoca, edemez gamet,
Köylüler meleşir, mezer başında.
 
Gel âşık Mahrûm-i feleğe çatma,
Kendini öldürdü Güssün’le Fatma...
Gençler, bayram günü pikniğe gitme,
Duman gördüm Hınzırı’yı düşümde!
 01/06/1993Âşık Mahrûm-î
                
                      
SABİT’İN AĞIDI
(Kaynak kişi: Nihat Başçı)
 
Yatmış tahtanın üstüne
Bakın kekile kekile.
Anâm öle, babam öle
Gardaş gelir mi akıla?
 
Ankara’dan taksi gelir
Hem götürür, hem de durur.
Gurbanlar oluyum gelin.
El, öğsüze şaplak vurur.
 
Acı Göl’e ekmiş bostan,
Aç dilini diyem destan.
Gayrı buralara gelmem,
Saklanmıyor benim hıstam.[6]
 
Acı Göl’e vurmuş guyu,
Çıkmamış yüzüne suyu.
Yatmış ki yolun üstüne,
Uyu babam oğlu uyu.
 
 
AHSEN KIZIN AĞIDI
 
(Kaynak Kişi: Behiye Tuğrul)
 
Mahsenler’den Melek’in Sülemen’nin (Süleyman) torunu Ahsen, çeyizini güveden korumak amacıyla aralarına bol miktarda asitfenik (naftalin) dökmüş. Bu maddeden çıkan gazın tesiriyle zehirlenerek ölmüş. Kızını genç yaşta kaybeden anası, onun ardından şu Ağıdı söylemiş:
 
Şaştım sarı sunâm şaştım,
Ayak yalın yola düştüm.
Sunâmı ölmüş duyunca,
Goğuşları dört dolaştım.
 
Nişanlın mezere varmış,
Topraklara beleniyor.
Evimde ekmek galmadı,
Bökem ekmek dileniyo.
 
Paşa benim, gardaş paşa
Emeklerim gitti boşa.
Gardaş kaçaklık ediyo,
Kayalardan düşe düşe.
 
Koçak sarı sunâm koçak,
Davulunan oynar köçek.
Ben sunâmı yitiriğim
Yerine Esme’yi verek.
 
Emmisi yoluna dursun,
Dayısı guşağın vursun.
Ben sunâmı gelin vermem,
Herif Almanya’dan gelsin.
 
Ceyizi basılı kalıh,
Domurcuğumu soğuk alıh.
Aman gurbanlar olayım,
Sunâmın gülleri soluh...
 


[1] Bana bak.
[2] Sopa, dayak
[3] Ayna
[4] Her gün
[5] Yine
[6] Hissem, payım.

 
Facebook beğen
 
 
Siz 144715 ziyaretçiziyaretçimizsiniz
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol