Eski Ağıtlarımız

 

ESKİ AĞITLARIMIZ
 
OĞLUNU SULTAN MURAT’A ESİR VEREN BİR BABANIN OĞLU İÇİN SÖYLEDİĞİ AĞIT
Kaynak kişi: Mustafa Karaaslan
 
 
Gömürgen Türkmenlerinin ağıt, hikâye ve türkülerinde “Sultan Murat” ismi çok sık geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu isimde beş tane sultan vardır. Ağıt ve türkülerimizde ismi geçen sultan, III. Murat Han olsa gerektir.
II. Selim’in oğlu Murat Han, 1574-1595 tarihleri arasında saltanat sürmüştür. Bu tarihler arasında Gömürgen Türkmenleri, Yeni-İl’de bulunmaktadırlar. Yukarıda geçen tarihler arasında Yeni-İl Türkmenleri’ne “Halep Türkmenleri” deniliyordu.
Sultan Murat zamanında İranlılarla birçok savaşlar yapılmıştır. Bu savaşlarda Tiflis, Şirvan, Gori, Gence, Tebriz şehirleri alınmıştır. Sultana esir düşen şahsın, bu şehirlerin birisinin yöneticisinin oğlu olma ihtimali vardır.
Ağıttan da anlaşılacağı üzere esir gelen kişinin Müslüman olmadığı bellidir.
 
Birikin krallar içelim bâde,
Yıkalım köşkünü kalmasın yad’a.
Oğlum yesir gitti Sultan Murat’a
Korkarım oğlumu İslâm ederler.
 
Birikin krallar edelim sözü,
Sultan Murat duyar incitir bizi.
İsterse veririm yüz bin gırmızı[1]
Veririm oğlumu goy verirlerse.
 
Dolanayım Karadeniz yalısın,
Donadayım gemilerin ulusun.
Adana’dan, İslahya’dan berisin,
Veririm oğlumu goy verirlerse.
 
Zaptıyaya[2] bağlatmayın atını,
Abdalına kestirmeyin etini[3]
İsterse veririm yüz bin altını
Veririm oğlumu goy verirlerse.
 
Zaptıyaya bağlatmayın kolunu,
Fahısına[4] dinletmeyin dilini,
İsterse veririm dünya malını,
Veririm oğlumu goy verirlerse.
 
 
Hacı Osman’ın Ağıdı
 
Kaynak kişi: Mehmet Karaaslan (Aslankara)
 
Hacı Osman, Gömürgen’e ilk yerleşen Masenler’in (Muhsinler = Ahsenler) torunlarından Omuş Goca’nın oğludur. Ali Hoca (Karaaslan), Çap İsmail (Aktaş), Sağır Hasan (Karaduman), Fazlı Baykara, Deli Meryem (Günay), Kecen Garı’nın babaları olur.
Hacı Osman öldüğünde, oğlu Ali Hoca çok üzülür. Kendini yerlere atarak, kafasını duvarlara vurur. Bu durumu gören yakınları, Ali Hoca’yı direğe bağlarlar. Ali Hoca’yı direğe bağlı şekilde gören ağıtçının çok etkilendiği bellidir.
Ağıdı kimin söylediği bilinmiyor.
 
Ali direkte sarılı,
Vurdum dizime dizime!
Sağken adam sararlar.
Ya nasıl bakam yüzüne!
 
Gadanı alayım[5]Meyram[6]
Ettim gaşa, göze seyran
Gardaşını bağlamışlar,
Direkte sarılı urgan.
 
Adana’dan yozu[7]yürür,
Vallah Kevenni’yi bürür.
Ağlamayah[8] Hacı Osman’a
Malı çoktur bedel verir.
 
Tahtada deldirir gazi[9]
Samsun’a indirir yozu.
Alağı[10] başın kurtarır
Bilmem ne’der[11] deli gızı?
 
Öte yüzden beri yüze
Bir kar yağar toza toza
Sabahınan dan[12] yerinde,
Ohuntusu[13] geldi bize.
 
Hacı Osman öldüğü gün gelini Kezibanı’ın (Ali Hoca’nın hanımı) bacısı Ümük Garı ağıda gelmemişti. Kayın babasının ölümüne gelmeyen Ümük Garı’ya Keziban Hatun küsmüş. Ümük Garı’nın kızı Akkışla’da bir hafta önce ölmüştü. Ümük Garı, Keziban Hatun’un neden küstüğünü anlamıştır. Ağıtta bacısının yüz vermediğini görünce mazeretini şöyle anlatmıştır:
 
Sabahınan geldi haber,
Vurdum dizime dizime.
Gadanı[14] allım Kerziben
Uğradım, geldim gızıma.
 
Ümük Garı’nın mazereti kabul edilince, önüne ölünün börkü atılmış. O, ne ile ağıt etmek istediğini şöyle belirtmiştir:
 
Gıratına vurun örkü[15],
Töbe[16]elime almam börkü!
Bunun ilen ağıt etmem,
Beri gelsin samur kürkü...
 
Hacı Osman’ın samur kürkü getirilip önüne atılınca, börkü eline alarak şöyle devam eder:
 
Oturalım bölük bölük
Ağlaşalım soluk soluk
Boğün[17]hoy günü hoy günü
Köyün Hacı Osman’ı ölük!
 
Bu dörtlüğün arkasından Abide Garı devam etmiş:
 
Esme bacı püskül hani?
Ben püskülünü gözlüyom.
Sarığını devre[18] çalıklar[19]
Sarığını da düzlüyom.
 
 
Ali Hoca’nın (Karaaslan) Ağıdı
 
Ali Hoca’nın dört kız, beş oğlan olmak üzere dokuz çocuğu bulunmaktadır. Ölümü esnasında bir oğlu, üç kızı köydeymiş. Keziban Hatun, yalnız kaldığı hissi ile şu Ağıdı söylemiş:
 
Cezveni duvara astım
Gayrı umudumu kestim.
Angara’ da yavrularım
Gelmediniz size küstüm.
 
Gelibolu’da Sadık’ım
Şindicik[20] talime durdu.
Angara’da yavrularım
Gelin ha babanız öldü!
 
Havus[21], Hasan gelir m’ola,
Bana sahip olur m’ola ?
Elgızı muhanet olur.
Acep ekmek verir m’ola?
 
Çerkez’de Alo’nun gızı
Acep duyar, gelir m’ola?
Güçcük yavrum Aslangara’m
Sana ayan olur m’ola?
 
Kahar[22] mezere giderim,
Hoca’ ya kahir[23] ederim.
Son sinimde[24] gonşularım,
Ne kötü geldi gaderim!..
 
Nunüs’ü[25] yanına algıl
Gaderine gayıl olgul.
El gızı muhanet olur,
Acıcıh ağırdan algıl.
 
Babasının Ağıdına Ankara’dan gelen kızı Zehra (Baytar) şöyle söyler:
Sabahınan kalktıyıdım,
Geliyo babamın sesi.
Gara zahonun üstüne
Ne güzel yakışık fesi!
 
Gömürgen’den Hürümüz, Ali Hoca’nın ölümünde şöyle söyler:
(Kaynak kişi: Ali Karaaslan)
 
Sabahınan kalktıyıdım
Su selâsı verliyo,
Gömürgen’de Hoca ölük
Âlem buna gırılıyo.
 
Maşat’a da vardıyıdım,
Hocanın da yeri belli.
Ankara’dan oğlu gelik[26],
Oturuşu ağa yollu.
 
Köy imamı ölmeyik mi,
Cami öğsüz kalmayıh mı!
...
 
 
Abide’nin Hacı’nın ölen hanımlarının Ağıdı
 
Hacı, ilk evliliğini Keklikoğlu Köyü’nden yapmış. Bu hanımı, doğum sırasında çocuğu ile birlikte ölmüş. Çocukla birlikte defnedilince, ölen gelinin anası şöyle söylemiş:
Benim gızım çay yılanı,
Akar dolanı dolanı.
Gucağında yavrusuyla
Yatar beleni beleni.
...
 
Bir müddet sonra Hacı’nın kardeşi Mevlüt ölünce, dul kalan eşini hacı ile evermişler. Bu hanım da doğum yaparken ölmüştür. Bunun üzerine Abide Garı, şöyle söylemiştir:
 
Yusekten vurun salını
Gitsin görünü görünü
İncitmeyin gurban ollum
Oğsüz Hacı’nın gelini.
...
 
Ümük Garı’nın Taşkuyu’da ölen kızına söylediği ağıt
 
Töbe gonmam Daşguyu’ya!
“Haydin inek[27] düze” deller.
Ya ne diyem Ağ Fadimem,
“Ana bahtı gıza” deller.
 
Kurtuluş Savaşı Ağıdı
(Kaynak kişi: (Musa Karaaslan)
 
Gene de doğuyor ay ilen yıldız
Kavgalar oluyor geceli, gündüz.
Hep yesir götürdü on yedi bin kız,
Erzurum Erzurum aslan Erzurum
Bekâr kızı yesir[28] giden Erzurum.
 
Tarlasına vardım yığını çoktur,
Yüklenmiş kağnılar sahibi yoktur.
Bize bu feleğin ettiği çoktur,
Erzurum Erzurum aslan Erzurum
Atıldı topların seslen Erzurum.
 
Urus geldi Çardaklı’dan bakıyo,
On beşliyi süngüsüne dakıyo.
Birtecik oğlanın evin yıkıyo...
Erzurum Erzurum aslan Erzurum
Atıldı topların seslen Erzurum.
 
 
Möhreli Bağ’in (Mihrali Bey) Ağıdı
(Kaynak kişi: Mustafa Karaaslan)
 
Möhreli Bağ’i[29] ben hiç görmedim. Onun köyümüze gelişinin hikâyesini ve Ağıdını anâm Kerziben’den duydum. Tarlada çalışırken hikâyesini anlatır, ağıdını söylerdi.
 Möhreli Bağ, yanına topladığı adamlarıyla Kars’ta eşkıyalık yaparmış. Padişaha karşı gelmiş. Padişahın gönderdiği askerler,  Möhreli Bey’i bulup etkisiz hale getirememişler. Bu şekilde Möhreli Bağ ile başa çıkmayacağını anlayan padişah, onu hile ile ortadan kaldırmaya karar vermiş. Adamlarını göndererek, askerleriyle Yemen’de Araplara karşı çarpışmaya razı etmiş. Möhreli Bağ, padişahın yardım desteğini alınca Sivas’ın şimdiki ilçesi Gemerek’e gelmiş. Burada bazıları, hanımını ve çocuğunu Kars’a geri göndermesini, Yemen’in iklimine dayanmanın zor olacağını söylemişler. Möhreli Bağ, bu sözün üzerine hanımı ile çocuğunu Kars’a geri göndermiş. Gemerek’ten Gömürgen’e gelmişler. Köyün üstündeki Zileppelik Tepesi yanındaki yolda anâm, arkadaşları ile süvarileri seyre gitmişler. Süvariler, köylülerin seyre gelmesi ile gösterilere başlamışlar. At koşarken süvariler, atın boynundan karnının altına, oradan da sırtına dönüyorlarmış. Bu gösteri, köyde ve çevrede uzun süre konulmuş.
Möhreli Bağ, Yemen’de perişan olmuş. Sıcaklık, susuzluk, kum tipisi...gibi zor şartlar taburunun dağılıp yenilmesine sebep olmuş. Çok sayıda askeri ile kendisi ölmüş. İşte arkasından söylenen ağıt şöyledir:
 
Kum dipisi çıktı da görünmez otlar,
Ah! Perişan oldu küheylan atlar.
Askerler susuz da dönmüyor toplar, vay toplar
Top olmazsa Arap gelmez imana imana
İndi m’ola Möhreli Bağ Yemen’e Yemen’e?
Duttu m’ola çadırını çimene çimene?
Gendim ettim, gendim buldum kime ne kime ne!
 
Gidiyorum Ürüşdü Bağ’ım[30], sana bir nişan
Susuzluktan askerlerim perişan.
Hiç iflah olur mu Yemen’e düşen?
İndi mo’la Möhreli Bağ, Yemen’e Yemen’e
Duttu m’ola çadırını çimene çimene,
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne kime ne?
 
Gidiyorum Ürüşdü Bağ’ım ağlama,
Aşk oduna ciğerini dağlama.
Tabur gitti, beni yoldan eğleme eğleme.
İndi m’ola Möhreli Bağ Yemen’e Yemen’e,
Duttu m’ola çadırını çimene çimene,
Gendim ettim, gendim buldum kime ne kime ne!..
 
Güççük Hanım[31] sende kaldı nazarım
Atıma binerim, tabur gezerim.
Yemen ellerinde kaldı mezerım mezerım.
İndi m’ola Möhreli Bağ Yemen’e Yemen’e,
Duttu m’ola çadırnı çimene çimene,
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne kime ne!..
 
Yemen’e gelenin hepisi Karslı,
Alıyo beni de gam ile yası.
Boğrü çift kılıçlı, kıvırcık saçlı vay saçlı
İndi m’ola Möhreli Bağ Yemen’e Yemen’e?
Duttu m’ola çadırını çimene çimene?
Gendim ettim, gendim buldum kime ne kime ne!..
 
 
İnce Köse’nin Ağıdı
(Kaynak kişi:Mustafa Karaaslan)
 
Gömürgenli Ceren Eşe’nin evinden eli silah tutan altı kişi cepheye gitmiştir. Bunlardan Memiş, İnce Köse, Güçcük Gara, Sülemen Ceren Eşe’nin çocuklarıdır. Kalan ikisinin yakınlık dereceleri bilinemiyor.
İnce Köse’nin doru atı atı, ansızın kapıda görünür. Doru çok zayıflamış, her yerinde kurumuş kan lekeleri, sağı-solu yaralanmış, sırtı çıplak, nalları düşmüş, gemi parçalanmış! Sahibinin kara haberini getiren dorunun hâli içler acısıdır! Ceren Eşe, atı gördüğünde oğlunun akıbetini anlar. Yine de içinde bir umutla uzaklara göz gezdirir ama boşuna... Ne gelen, ne de dorudan başka bir görünen. Oğlunun haberini alacağı tek varlık dorudur. Elleriyle atın boynuna sarılarak öper, okşar. Kendi sorar, ve dorunun ağzı ile sorusunu cevaplar :
 
Gadanı alayım doru,
Memiş’imi bilir misin?
Yemini çifte vereyim,
Sahibini bulur musun?
 
Memiş’ini bilmem amma,
Güçcük Gara’n geldiyidi
İnce Köse’n şehit düştü,
Çala gözüm gördüyüdü[32].
 
Gadanı alayım doru
Hayle olduğun bilemedin,
İnce Kösem düşüceğiz,
Niye şapaz[33] dönemedin?..
 
Bunda suçum yok ya benim,
Üstüme yük oldu canım.
Annımdan ülüzgâr esdi,
Gözlerimi örttü yalım...
 
Gurban ollum oluğuna,
Yalındaki beliğine.
Sırtında su ağlenirdi
Hele baksan gılığına!..
 
Sülemen sahap olmuyo,[34]
Gelen-giden biner bana.
Ayda bir sırtım açılmaz,
Derdimi diyeyim sana.
 
Köse’min oğlu yeterse,
Dördü, dört yerden tutarsa,
Düşmana silah atarsa,
Şapaz dön emi o zaman!
 
Köse’nin oğlu yeterse,
Dördü dört yerden tutarsa,
Düşmana silah atarsa
Şapaz dönerim o zaman.
 
Kösemin oğlu Kekilli Ali,
Yıradı dorum, ağanın yoluı.
Bir metel bilin mi onu?
“Arap, kırk senede almış hayfını...”
 
 
 
 
İdam Edilen Kardeşi İçin Ceren Eşe’nin Söylediği Ağıt
(Kaynak kişi: Satı Kaygısız)
 
Sultan Murat zamanında Ceren Eşe’ nin iki kardeşi idam edilmiştir. İdamın hangi Murat zamanında, niçin, nerede yapıldığı hakkında bilgi yoktur. Ağıttaki isim ve yer bilgilerinden yola çıkarak yaptığım araştırmalarda, idam yerinin Bozok ili, Akdağ Kazası = (Akdağmadeni) olduğu kanısına vardım. Zaman olarak III üncü Murat devri olma ihtimali kuvvetlidir.
Araştırmalarıma göre, 1551 yılında Kuzugüden Aşîreti’nden Keser İsa Bey, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Bozok   (Yozgat ve çevresi) sancak beyliği’ ne atanmıştır. İsa Bey’in Tebriz’ de şehit edilmesinden sonra oğlu Çerkez Ahmet Paşa’ya II inci Selim  tarafından 1569 tarihinde bir “temliknâme” Bozok, Kayseri, Sivas, Kırşehir Sancakları mutasarrıflığı verilmiştir. Çerkez Ahmet Paşa, 1576’da Bozok sancak beyi olmuştur. İşte sancak beyi olduğu bu tarih, III üncü Murat zamanıdır. Bu dönemin sancak merkezi Boğazkale =(Hattuşaş)’ dir.
Yukarıdaki bilgilere göre, Gömürgenli Ceren Eşe’ nin kardeşlerinin III üncü Murat zamanında Bozok sancak merkezinde veya Akdağ Kazası’nda idam edilmiş olabileceği düşüncesi kuvvet kazanmaktadır.
Ceren Eşe’nin söylemiş olduğu ağıt şöyledir:
           
Sabah nâmazında Çiftlik’ten kahdım,
Öğle nâmazına Akdağ’a çıhdım.
Mustafa Ağa’ya içimi döktüm,
Seyfali araya düştü gardaşım.
 
Nidelim de deli gönül nidelim?
Gardaşı goyurun[35] alıp gidelim.
Palas Ovası’nda Mustafa Ağa,
Elimizden gelenleri edelim.
 
Fırgatlıdır, deli gönlüm fırgatlı
Gardaşlar, bacıya gayatan[36] datlı.
Sana derim sana, şu giden atlı
Gardaşım golları bağlı mı gitti?
 
Gardaşı dutturan[37] şu gâvur hacı,
Daş olsun dayansın anayla, bacı!..
Sana diyom giden kağnıcı,
Gardaşım kolları bağlı mı gitti?..
 
Kardeşlerinin cenazesi köye getirildiğinde çok üzülen Ceren Eşe, zaman zaman kendisini kaybeder. Gece-gündüz ağlamaklıdır. “keşke gardaşlarım ölmese de ben imânsız gitseydim,” diye bir ifade kullanır. Annesi ve ebesi (babaanne) bu sözüne kızarak: “ahiretini yıktın” derler. Ceren Eşe, ağıtla onlara şöyle karşılık verir:
Ya ne deyim, anâm, ebem[38]?
“Kalkmam” diyo gözü söbem.
“Ahireti yıktın” diyolar.
Gabul olur m’ola töbem?
 
İdam edilen kardeşlerinin ağzından, idamın nasıl yapıldığını anlatırken geride kalanları da şöyle teselli eder:
Anâm dövme dizlerini,
Bacım yolma yüzlerini.
Ellerinde yağlı sicim,
Bağladılar gozlerimi.
 
Darağacını diktiler,
Eni, tahtanın eninde.
Biz de bir gün gördüyüdük[39]!
Sultan Murat’ın gününde.
 
 
ELİF’İN AĞIDI
(Kaynak kişi: Hikâyesi, Turan Atik; Ağıdı Ali Türköz)
 
Olayın geçtiği yer ve zamanı hakkında bir bilgi verilemiyor. Gömürgen Türkmenlerinin yerleşik hayata geçmeden önce olduğu sanılıyor. O zamanda bir kız kaçırıldığında, hem kaçan kızı, hem de kaçıran erkeği gördüklerinde vurularmış. Bir Türkmen obasından    Elif ismindeki kızı kaçıran genç, törelerinin vereceği cezadan kurtulmak için, kaçırdığı kız ile birlikte obasından uzaklara gitmişler. Kendileri gibi Türkmen olan Avşar boyundan bir beyin hizmetçisi olmuş. Böylece obasına izini kaybettirerek, hayatlarını garantiye almış.
Elif, dünyalar güzeli birisiymiş. Avşar beyi, Elif’i elde etmenin planlarını yapıyormuş. Bundan beyin hanımı da haberdarmış. Karşı koymasına rağmen beyini bu işten vazgeçirememiş. Bey, yayladan inileceği bir zamanda çobanına gitmesi gereken yeri söyleyip sürüyü göndermiş. Birkaç gün geçtikten sonra da Elif’ in beyini çobanlara yiyecek götürmesi için sürünün peşinden yollamış.
Akşam olunca Elif’in çadırına giren oba beyi, amacına ulaşamayacağını anlayınca yaptığı işin duyulmasından korkarak Elif’i öldürüp gece obasını toplayarak yayladan ayrılmış.
Bir gün sonra işini bitirerek dönen Türkmen genci, acı gerçekle karşılaşınca yıkılmış. Bu olayın ardından şu ağıdı söylemiş:
 
Attan indim, ağ yorganı galdırdım
İki elim al ganlara daldırdım.
Elif seni, yad ellere çaldırdım
Zalım avşar nasıl kıydın Elif’e?
 
Elif Elif derim de duymaz gulağın,
Hakk yolunda gabul olsun dileğin.
Ağır sallan, yeşil donlu meleğim
Zalım avşar nasıl kıydın Elif’e?
 
Elif’in kaşları, Halep’in yayı
Kudret lokmasıdır, ağzının payı.
Elif’i öldüren bir avşar beyi,
Zalim Avşar nasıl kıydın Elif’e?
 
Ne hoş olur şu yerlerin gırcısı
Yürekten çıhmıyo Elif acısı!..
Mihri Sultan, Elifimin bacısı
Zalım avşar nasıl kıydın Elif’e?
 
Yeteyidim şu avşarın göçüne,
At gataydım[40] alayının içine.
Sorayıdım “Elifim’in suçu ne”
Zalım avşar nasıl kıydın Elif’e?
 
Kayaltı Köyünden Fadime Şahin’in seferberliğe giden çocukları için söylediği ağıt
 
(Kaynak kişi: İbrahim Şahin)
 
Aman Gazi’m aman Gazi’m,
Narman Dağları’nda guzum.
Yedi oğlan anasıyım,
Birini görmüyo gozüm...
 
Aman Murad’ım Murad’ım,
Yıradın oğlum yıradın.
Eller öküz hamı alıyo,
Girdim ahırı aradım.
 
Bekir topçu, Murat çavuş
Goz görmeden şöyle savuş
“Nazardan oldu” diyolar,
Hepiniz olmayın çavuş.
 
Benli Selim’in gelini,
Ağlar yolunu yolunu.
Salınarak gitti oğlum,
Soymadım özne donunu[41].
 
 
 
Bir Türkmen Beyinin Ağıdı
(Kaynak kişi: Musa Karaaslan)
 
Bir Türkmen beyi, delikanlı oğlunu everir. Bu gencin arkasından düşmanları fırsat kollamaktadır. Babası, oğlunun belâya kalmaması için eline silah almasını yasaklar. Babanın başka bir güvencesi daha vardır, o da oğlunun çevresinde ona, korumalık görevi yapacak bir grup Avşar uşağının olmasıdır.
Türkmen genci, Adana’ya indiği bir gün düşmanları tarafından öldürülmüş. Anası tarafından oğluna yakılan ağıt şöyledir:
 
Ağ gonağa garşı mezer,
Binme ata dağer[42] nazar.
Öğsüz olan gırgın gezer,
Dokunmayın tellerine.
 
Gıratın göğsünde yazı,
Sunâm kime eden nazı?
Kör ola babayın gozü
Silah vermez ellerine.
 
Halil ibram, başım tacı
Yürekten çıkmıyo acı.
Bülbül gonmaz mor siyeci,
Bülbül gonsun güllerine.
 
Omar, Osman gardaşlarım
Gitmem, burada gışlarım.
Omarım’ın duğunünü
Gardaşına bağışlarım.
 
İşliğini gorüyon mu?
Bedenine dar geliyo.
Dar sıfatla öldürdüler,
Nâmusuma ar geliyo.
 
İşte geldim mezerına,
Ağlıyom ben üzerine.
Hacı bebek, düğün gurmuş
Adana’nın bazarına.
 
Dayanın emmi uşağı,
Yaylada galdı döşeği.
Hani “arham[43]çok” diyodun,
Gelmedi Avşar uşağı!..
 
 
Adana’ya Kaçıp Orada Ölen Gelinin Ağıdı
(Kaynak kişi: Turan Atik)
 
Gömürgen’in kuzey doğusundaki küçük Tuzhisar’ dan sevdiği kızı kaçıran genç, sığınacak bir yeri olmadığı için Adana’ya gidip izini kaybettirmiş. Delikanlı, bir iş bulup çalışırken kızcağız da ev işleriyle bir müddet uğra-şıp sıkıntısını gidermeye çalışmış. Geçen zaman içinde memleket ve ana-baba hasretiyle yanmaya başlamış. Bir yandan Adana’nın sıcak iklimi, öte yandan hasretlik ... Günden güne erimeye başlamış. Erkeği her akşam eve döndüğünde ısrarla memlekete götürmesini söylemiş. Delikanlı, ölüm korkusuyla gitmekten çekiniyormuş. Çeşitli bahanelerle “bugün-yarın” diyerek hep oylamaya çalışmış. Umudu azalan kızcağız hastalanmış, yataklara düşmüş. Delikanlı, bir akşam eve geldiğinde kızın cansız bedeniyle karşılaşınca aşağıdaki Ağıdı söylemiş:
 
Dağına duman durmuş da yanar Adana,
Gozelimin boyu banzer[44] fidana.
Gitme demem, sılasına gidene
Allı gelin, kalk yaylaya gidelim.
 
Adana’dan çıkıp doğrulttuk yolu,
Öter benli turaç tatlıdır dili.
Sehile[45] dayanmaz, yaylanın gülü
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Güzeloluk’tan yükleteyim göçünü,
Sırma ilen bağlayayım saçını.
Çekip gidek şu Gülek’in içini,
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Gülek’in boğazı bellidir belli
İçinde oturan hep ağa yollu.
Tekir’in yaylası tomurcuk güllü,
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Bozantı da akar akar bulanır.
Yıkılası Mengen, ne çok dolanır!
Fındıklı’dan çok güzeller sulanır.
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Maden’de çok olur ördekler, kazlar
Karaisa’da dolu gelinler, kızlar.
Yavaş ol, yazıda haremi gözler
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Çiftehan’dan kalkak Bulduruç yakın,
Sağına, soluna hamayıl takın
Gâvur Eynesil’den kendini sakın
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Erciyes’in arka yüzü dağ olur
Çevre yanı mor sümbüllü bağ olur.
Karasu’da sökün kuşu çok olur
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Ağarnas’ın, Gergeme’nin uşağı
Karatoprak, koçyiğitin döşeği.
Lale Beli dunnaların aşağı,
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
Sağa giden Çeksorut’tan sulanır
Sola giden Beştepe’yi dolanır.
Mudarasın, Hınzırı’ya ulanır
Allı gelin kalk yaylaya gidelim.
 
 
Hürü’nün Kaçışı Ve Ağıdı[46]
(Kaynak kişi : Satı kaygısız)
 
Ali Bağler’den (beyler) lakabı “Gannıgara”, Ahmet isimli bir genç; Mulla Osmanlardan Hacı Ali’nin kapısına azap durmuş. Ağasının aynı yaşlardaki kızı Hürü ile aralarında bir sevgi bağı oluşmuş. Aşkları çevre tarafından bilinir. Mahalleden bir kadın, bu ilişkiyi Hürü’nün anasına söylemiş:
— Aman Kerzi!.. Gızın Hürü’nün arası, azabınız[47] Gannıgara ile çok iyi. Bundan haberin var mı?..
— Gadanı alayım, doğru mu diyon?.. Gannıgara, Hürü’nün dengi mi, Hacı Ali duysa öldürür! Vah başıma gelenler! Bunu da mı görecektim?
Hacı Ali, hanımının uzun süre düşünceli ve üzüntülü oluşunu anlayarak, bir gün bunun sebebini sorup öğrenir. Hemen o gün Gannıgara’ya hakkını verip işten çıkarmış. Bir daha da mahalleye gelmemesini söyleyerek tehdit etmiş.
Hacı Ali, meseleyi böylece hallettiğini sana dursun, gençler arasında ilişki aksine daha da büyük boyutlara ulaşmıştır. Haberleşme devam etmiş. İlkbaharda yaylaya çıkmadan önce büyük çayırlıkta buluşmuşlar. Hürü, bir gün önceden gönderdiği haberle Gannıgara’nın koyun emiştirilen yerdeki inde kendisini beklemesini bildirmiş. Gannıgara, kimseye görünmeden söylenen yere gelip beklemeye başlamış. Yengesini atlatan Hürü, kuzu emiştirme bahanesi ile buluşma yerine gitmiş. Yaylaya ne zaman çıkacaklarını, nerede buluşacaklarını, nasıl kaçacaklarını kararlaştırmışlar.
Birkaç gün sonra Daşguyu’ya göçmüşler. Kararlaştırılan günde Gannıgara buluşma yerine giderek beklemiş. O gün Hürü’nün ağabeyi yaylaya çıkmış. Hürü,atı bağlamak için evlerden uzaklaşır. Görevini yaptıktan sonra da Gannıgara ile buluşarak Çukuryurt’a kaçmışlar. O gece Hürü’nün komşularda yattığını sanan ev halkı, Hürü’nün kaçtığının farkına varamaz. Sürü sulağa gelirken aranan kız bulanâmayınca telâş başlar.
Kerzi Abıla[48], araştırma yapmak için Çukuryurt’a inmiş. Bu köydeki bir eve çok sayıda kadının girip, çıktığını görünce, meraklanmış. Kadınlara neler olduğunu sorarak, aldığı cevapla iz üzerinde olduğunu anlamış. Kerzi Abıla, içeriye girmiş. Kızı bir sedirde oturuyor, çerkez hanımlar, kaçarak köylerine sığınan Türkmen kızını görmek için akın akın eve geliyorlarmış. Hiddet ile Hürü’ye saldırarak biraz hırpalamış. Kimse ne olduğunu anlayamamış. Hürü’nün kulaklarından kanlar akmaya başlamış. Meğer anası, kızına saldırdığında kulaklarını yırtarak küpelerini almış. Köylü kadınları, Hürü’yü başka bir eve kaçırarak saklamışlar. Kerzi Abıla da yaylaya dönerek olanları anlatmış.
Kızgın ana ve baba, Hürü’yü evlatlıktan reddetmişler.
Yıllar geçmiş. Bu zaman zarfında korkularından Gömürgen’e de gidememişler. Hürü, ana ve babasını çok özlemiş. Kocasına kendisini köyüne götürmesi için defalarca yalvarmış. Gannıgara, öldürülme korkusundan bu isteği yerine getirememiş. Onun sıla özlemini bastırmak için, Hürü’ye çatal ayaklı almış. Alınan takılar, ona Gömürgen’i unutturamamış. Gömürgen’den uzakta onuncu yılda Hürü hastalanarak yatağa düşmüş. Kocasına kendisini Gömürgen’e götürmesi için son kez yalvarmış. Gannıgara, bu yalvarışa dayanâmamış. Hürü’yü kağnı ile gece köye getirerek yukarı obadan, Güççük Goca’nın evine indirmiş. Baba evini görmek için can atan Güççük Goca, Hürü’yü erkeklerin teravihe gittikleri bir sırada alıp götürmüş. Pencereden gizlice içerileri seyretmiş. Herkesin neşe içinde olmalarına karşılık kendisinin durumunu düşünerek çok üzülmüş. Gözleri yaşlı, kıbleye dönerek köyünü, baba evini gördüğü için Allah’a (CC) hamdü sena ederek “Yarabbi, köyümden ayırmadan bana anâmı göster; sonra da canımı al,” demiş.
Geldikleri yoldan gizlice dönmüşler. Bu sefer durumu çok ağırlaşmış. Artık hiç konuşamaz olmuş. Söyleyebildiği tek anlaşılan sözü, anasını görmek istediğiymiş. Evdekiler, kendi aralarında konuşarak Ali Hoca’nın hanımı Keziban Karaaslan’ı Kerzi Abıla’ya göndermeye karar vermişler. Mesele Keziban Hatun’a anlatılmış. O da hiç tereddüt etmeden Hürü’nün annesinin evine gidip olayı gizlice anlatmış. Anası gelmeden önce Hürü’nün gözleri kapanmış. Kerzi Abıla kızının durumuna hıçkırıklarla ağlarken, Keziban Hatun:
— Hürü, kızım gözlerini aç. Bak sana ananı getirdim. Haydi kalk elini öp, seni affedecektir, demiş. Hürü:
— Hala gözlerimi açamıyorum. Anâmı kokusundan tanırım. Başımı göğsüne yaslasın da onu bir koklayayım...
Kerzi Abıla,, kızının başını göğsüne yaslamış. Hürü, hıçkırarak:
— Anâm, anâm! Vallahi sensin... Kokunu hiç unutmadım. Şükürler olsun sana kavuştum, sana dokundum! Bu sözlerden sonra bir daha hiç konuşmamak üzere ağzını kapamış. Anasının kollarında son nefesini vermiş.
Kerzi Abıla, evine gözü yaşlı dönmüş. Evin içinde Hürü’ye ağıtlar yakarak dolaşmış. Bunu işiten Hacı Ali:
— Avrat aradan on yıl geçti. Şimdiye kadar adını ağzına almazken bu akşam sana ne oldu, yaran mı tazelendi?..
Kerzi Abıla, boşalmak ihtiyacındadır, ağlayarak olayı anlatmış. Ev halkı, Hürü’nün Gömürgen’e geldiğini ve öldüğünü işitmiştir. Hacı Ali ve oğulları, cenazenin kapılarından geçmesine müsaade etmemişler. Cenaze, Zileppelik tepesi önünden dolaştırılarak mezera götürülmüş.
Kerzi Abıla, kocası ve oğulları ikinci akşam teravihe gittiklerinde Hürü’nün öldüğü eve ağıda gitmiş. Kayın validesinin geldiğini gören Gannıgara, Hürü’den kalan çatal ayaklıyı eline alarak:
Gel hele gel Kerzi Abıla
Kaçtı deyi kahır etme.
Gurban ollum Hürü’m sana,
Taze iken ölüp gitme!
 
Çatalayaklı daharım,
Döner boyuna baharım[49].
Bana “oğsüz bekâr” derler,
Bekârım komşu bekârım...
 
Hürü’den kırıldı belim,
Kürekten dutmuyo dalım.
Anası yanına gelmiş,
Gızını yalıyo gelin.
 
Aman Hürü, ben ne ettim?
Bal yaladım, ağı yuttum!
Senin için canım Hürü,
Tilki deliğinde yattım.
 
Gömürgen’in ağca puru
Geçti gitti gözüm nuru.
“Anâma giderim” deyi
Zorunan getirdi beni.
 
Gel hele Kerzi Abıla
Başını eline algıl.
Hepisinden yüzü gara
Ha şuna bir oğüt vergil...
 
Bu sırada kardeşleri, Gannıgara’yı azarlayarak “askerde ölen kardeşlerimize bu kadar acımadın! Onlara ağıt söylemedin. Bir el kızı için bu kadar üzülmeye gerek yoktur!” diyen kardeşlerine:
 
Taburda duran binbaşı,
Nettin benim gardaşımı?
Azarlama beni Şaben[50]
Derde salma şu başımı.
 
Gömürgen’in ağca daşı,
Yandı ciğerimin başı.
Sitem etme bana Şaben
Bu da Mustafa’nın işi...
 
Gannıgara, kardeşi Şaban’ı Mustafa’nın kışkırttığını söylemek istiyor.
 
 
Ağ Şerife’nin Ağıdı
(Kaynak kişi: Mustafa Karaaslan)
 
Ağ Şerife’nin kimliği hakkında bir bilgi yoktur. Rahmetli babam, bu Ağıdı ve hikâyesini annesi Keziban Hatun’dan duyduğunu belirtmişti. Ağıdın son dörtlüğünde köyün adı “Hayvalı” (Ayvalı olsa gerektir.) Olarak geçmektedir. Adı geçen köyün Gömürgen’in çevresinde eski bir yerleşim yeri olmakla birlikte, atalarımızın yaylak, kışlak yollarında akraba bir topluluk olma ihtimali de vardır.
Bahtı kara kızın, adının “Ağ Şerife” olduğuna bakmayın. Baharında kökünden kuruyan taze bir fidandır. Açmadan solan bir tomurcuktur o...
Ağ Şerife’nin annesi ölmüş, küçük yaşta oğsüz kalmıştır. Babası yeniden evlenmiş, eve bir üvey anne gelmiştir. Bu anne, masallardaki üvey annelere hiç benzemez. Ağ Şerife’yi öz kızı gibi büyütmüş, yetiştirmiştir. Gelinlik çağına gelince de nişanlayıp, düğüne hazırlamış.
Düğün alayı, davul ve zurna ile kapıya gelmiş. Bütün âdetler yerine getirildikten sonra, bir ata bindirilerek al duvaklı gelin, baba evinden ayrılmış. Yine davul, zurna eşliğinde halaylarla köyün mezerına gidilmiş. Öz annesinin kabrini ziyaret edip, duâlar yapıldıktan sonra ata bindirilerek köye yönelmişler.
Alayın coşkusu doruk noktaya ulaşmış. Mezerdan ayrılır ayrılmaz silah sesi, davul sesine karışmış. Gürültüden ürken at, dizginini tutanın ellerini tutanın elinden kurtularak dörtnala koşmaya başlamış. Bu ani hareketle dengesini kaybeden Ağ Şerife’nin ayakları, üzengiye takılarak vücudu aşağıya sallanmış. Düğün alayı, cenaze alayına dönmüştür.
—Aman tutun!
—Çevirin!
—Vah vah vah!..
—...
Kıratın arkasından yetişmek mümkün mü?
At, köye yönelmiş. Ağ Şerife’nin vücudu yerlere çarpa çarpa parçalanmış. Kırat, biraz önce götürdüğü Ağ Şerife’yi aynı yere getirmiş. Durum yürek parçalayıcıdır.
Ağ Şerife’nin üvey annesi, atı kapıda görünce kendinden geçmiş. Yıllar sonrasına bile tesir edecek şu Ağıdı şöyle söylemiş:
 
Ezirail’den[51] korkmuş da
Çer[52] dizgini yelli[53] basmış.
Alıyınan giden gelin,
Top zülüfün daşlar kesmiş.
 
Gannı çer kapıya geldi,
Yalısını silke silke.
Sanasın gavgadan gelmiş
Mor belikler yarga yarga.
 
Bu sözümde var mı gusur
Mor belikler olmuş hasır.
Ağ Şerife’m, gara bahtlım
Gır bıyıklım gitmiş yesir.
 
Dolamasın[54] al çevirmiş,
Gören insanı gavurmuş...
Gızım olmazdın Şerife
Gırat dumanın savurmuş.
 
Ben gızın anası daalim[55]
Gız gidiyo anasına.
Ağ Şerife gelin olmuş,
Bak elinin gınasına.
 
Hayvalı’nın önü dölek,
Ganlar akmış gölek gölek!
Aman ocaklardan yırah
Saç topladım kelep kelep.
 
 
Akkışlalı Ahmet’in Ağıdı
(Kaynak kişi: Senem Karaaslan)
 
Akkışla’dan Ahmet ismindeki bir genç, Yemen’e asker olarak gitmiş. Giderken sağlıklı, gürbüz, civan gibi bir delikanlıymış.
Yaylanın yiğidi, Yemen’in sıcak ve kurak iklimine dayanâmaz. Burada hastalanarak, memlekete hava değişimi için gönderilmiş. Artık Ahmet’ten umut kesilmiş olmalıdır. Bin bir güçlüklerden sonra Akkışla’ya gelmiş. Eve geldiğinde kimse yokmuş. Kapı kilitli olduğundan içeri girememiş. Dizinin dermanı tükenmiş, adım atacak hali kalmamıştır. Kapıdaki taşın üstüne oturmuş. Sırtını güneşe dönerek, başını ellerinin arasına alıp derin derin solumaya başlamış.
Hâli perişan! Üstü-başı da hâlinden daha kötüymüş. Başındaki fesi delik deşik olmuş. Ceketi paramparça, bacağındaki şalvarı lime lime yırtılmış... Bu şalvarın üzerinde kemer yerine bağlanmış kendir ip...
İncelmiş, çöpe dönmüş bir vücut. Şakak kemikleri dışarı fırlamış, avurtları içeri çökmüş bir çehre...Göğsü yarı yerine kadar açık, kemiklerinin üstünü yarı canlı mosmor bir deri örtmektedir. Nefes alış verişinde hırıl hırıl öten göğsü, inip inip kalkıyormuş. Olmasıyla olmaması arsında farkı bulunmayan Yemenisini çıkararak, tahta gibi incelmiş ayaklarını ısınması için güneşe uzatmış. Eve gelecek ailesini beklemeye başlamış...
Ahmet, bu hâliyle dinlenirken bacısı çıkagelmiş. Ağabeyini tanıyamamış, onu garip birisi sanmış. Yanına yaklaşarak sormuş:
—Ede kimsin, ne istiyorsun?
Ahmet, güçlükle başını kaldırıp bakmış. Dinlenmekten biriktirdiği enerjisiyle cevap vermiş:
—Ya bacı, beni tanımadın mı, kardeşin Ahmet’i bilemedin mi?..
Bacısı boynuna sarılmış. Vaziyetin hüznü, kavuşmanın sevinci birbirine karışmış...
Aradan birkaç gün geçtikten sonra hüzün, sevinci bastırmış. Ahmet, tüm sevdikleri ile hasretliğini gidermiş, dönüşü olmayan yolculuğa biletini alarak hareket etmiştir...
Yemen’e gidip de dönmeyen, dönüp de Murat alamayanların sayısını Allah (CC) bilir... Ahmet’in bacısının yaktığı ağıtlar gibi hatıraları kalanlar, yattığınız yer nur olsun...
 
Yemen çölü Yemen çölü,
Hep gırılsın Arap eli.
Ağzının içinde dili,
Gara gara yanmış beli.
 
Gitmen[56] Yemen’e aşağı,
Gırılsın Arap uşağı.
Sarı kemerinen saldım
Kendirden etmiş guşağı.
 
Yandım ey Allah’ım yandım
Yandım da, kebaba döndüm.
Gelmiş kapıya oturmuş,
Gördüm de dilenci sandım.
 
Bibisinin gızı döne
Gel ağlıyah yana yana.
Dün gızına üzüm verdi
“Al yiğenim” diye diye.
 
Yukarı Ahmet’in durağı
Başka gardaşın marağı[57]
Adı batsın Yemen çölü,
Ahmet, Yemen’nin çırağı.
 
Yarın ördürrüm beliği
Gayrı bozarım gılığı
İçeriye girdiyidim[58],
Ahmet’de vermiş soluğu.
 
Salın mor beliğim salın,
Gezemedim gülüm-salım.
Duşmanlar “şükür” ediyo,
Bir tek bize mi var ölüm?..
 
 
İbrahim’in Ağıdı
(Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Hınzırı Köyü’nden İbrahim isimli genç, koyun yıkarken suda boğulması üzerine söylenen ağıt:
Çıtana’nın dereleri
Kolgelenmiş[59] araları,
Toplanmış yunnahdan gelir,
İbramin yârenleri.
 
Goyun yuyuh su gölünde,
Siyini çözük belinde.
Dutacah yer bulamayıh,
Kekili galıh elinde.
 
Çahmahlı da goyun yayar,
Daradır da eyi sayar.
Ağzınıza sahip olun,
İbram’e nazar değer.
 
Guşlar düneğe dünüyo,
Goyun, yunnağa[60] iniyo.
Dön gel aslan oğlum dön gel,
Nışanlını el alıyo.
 
 
Seydinali Köyü’nde Kağnı Altında Kalarak Ölen Kızın Ağıdı
            (Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Hilalı gonüm hilalı
Güçcükden başım belalı.
Yunarhana gördünüz mü,
Belik mazıda[61] dolalı?
 
Yörepten[62] gağnı indirir.
Mor beliğin yel galdırır.
Ağer[63] babaya dargınsan,
Adam anaya bildirir.
 
Yukarıya diktim alma,
Şitilini[64] attı m’ ola?
Benim yavrum Muratsızdı,
Muradına yetti m’ ola?
Bağımızda salkım üzüm,
Gız, sürünmüş dizin dizin.
Yavru gağnıya dolanıh[65],
Memet görmedi mi gözün?
 
Yatmış gağnının üstüne,
Uzat gızım gollarını.
Merhametsiz, zalim emmin
Gurtarmamış canlarını.
 
 
Orta Köylü Ali’nin Ağıdı
(Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Ali, Ortaköy’den Kadeşoğulları Aşireti’nin bir gencidir. Ani ölümü, üzerine en çok üzülen anası nesli tarafından yakılan ağıt.
 
Dan davulu doğdürmedim,
Allı bayrak galdırmadım...
Yüceyinen baş bağlayıp,
Gelin eve indirmedim.
 
Çardağının ardı meşe,
Yaşa aslan oğlum yaşa.
Oğlum da yok, gızım da yok
Ali’nin gittiği boşa.
 
Guyuluh’da guzu yeller,
Söylen açılmasın güller.
Başka da bir oğlum yohdur,
Alim beni deli beller!
 
Mamo, bayrağı galdırsın
Arif, gelini indirsin.
Baban zengin aslan oğlum,
At versin de bağ durdursun.
 
Acı’da da goyun yayar
Dangırdağı döğe döğe.
Ali’me gelin almadım,
Gelin başı öve öve.
 
Böyle ağlaması ayıp,
Goyunu yayılır seyip[66]
Gadanı alayım alayım
Üç gün oluh Ali’m gayıp!..
 
Öte yüzden, beri yüze
Ohuntusun saldıh size.
Kestek çoban bir can vermiş,
Ala gözün süze süze.
 
Adım batsın, adım Nesli
Sandıhda gaması paslı.
Ali’m çok genç öldüğüne,
Emmileri gara yaslı.
 
Uşaklar gider oyuna,
Çoban dutarlar goyuna.
Ne söylesin Deli Nesli,
Ağlar, döğünür boyuna.
 
 
Ortaköylü Döne’nin Ağıdı
(Kaynak kişi: Senem Karaaslan)
 
Döne’nin kocası genç yaşta ölünce, görümcesinin kaynı ile evlendirilir. Aynı evde yaşayan görümce, bu evliliği bir türlü hazmedemez. Her gördüğü yerde aşağılamaktan geri kalmaz. Döne, yapılan ağır hakaretlere hiç karşılık vermez. O, için için ağlar. Kendi kendini yiyip bitirir. Ağır baskılara dayanâmaz. Hastalanmasından kısa süre sonra ölür. Sağlığında hiç konuşmayan, yüzüne tüküren görümce, ağıda gelerek arkasından duygularını şu şekilde dile getirir:
 
Geri durun ben varıyım[67]          
Döne mi benim duşmanım?      
Sağlığında gelemedim, 
Pişmanım gelin pişmanım.
 
Geri durun ben varayım,
Mustafa, Gazi’nin eşi.
Gelin teneşire çıhıh[68],
Bağlanır gelinin başı.
 
Çardağının ardı dölek
Yağmur yağar olur gölek.
Gelin teneşire çıhıh
Kara belik kelep kelep.
 
Çardağının önü çayır,
Yandım Allah cayır cayır!..
Nuru[69] koyundan govuyo,
Sürmelim geçiye buyur.
 
Damın ardından geliyo
Zülüfünü yel vuruyo
Ne nâmuslu bizim gelin,
Yüzünden tüprük[70] siliyo.
 
Mezerin önünden geçmem,
Kitler sandığını açmam.
Eller yaylaya göçüyo,
Gayrı ben yaylaya göçmem.
 
Gişisinin[71] adı Eyip[72],
Olmuşum yaralı geyik.
Ne soysuzmuş kaynanası,
Annından ayahlı[73] soyuh[74].
 
 
Küçükten Başlayan Husumetin Büyümesi Sonucu Çıkan Kavgada Ölen Ortaköylü Ali’nin Ağıdı:
(Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Küçük yaşta düşman olan iki genç, büyüyen yaşları ile birlikte kinlerini de büyütürler. Ali ve Mustafa, önce birbirlerinin mallarına zarar verirler. Çıkan bir kavgada Mustafa, Ali’yi bıçaklayıp öldürür.[75]
 
İşlik parça koynek[76] delik
Ciğer olmuş delik deşik.
Haberi olsun Amber’in
Boğün baş çobanı ölük[77].
 
Büyük Meşe, gülleniyo
Fatey, gızın dilleniyo.
Gardaş gağnı ile gelik,
Adam elden allanıyo[78].
 
Gittiği meşenin yolu,
Solmamış kürkünün golu.
Gadanı alırım gelin
Duzluğaca[79] doluh ganı.
 
Büyük Meşe’nin ayağı,
Bura yiğitler goyağı.
Düşman vurunca bıçağı ,
Neler geldi dillerine!..
 
İti başında uluyo,
Muharrem, ganın yalıyo.
Ünlü benim babam oğlu
Garagol bile ağlıyo.
 
Sarı yurduna göçerim,
Sunâm goyunun seçerim.
Unutmam gardaş unutmam,
Düşmana oyun açarım.
 
Şurda gardaşın mezeri,
Yatar uzanı uzanı.
Yiğitlikle öldürmeyik,
Çok edik gâvur düzeni!
 
 
Turudu’nun Ağıdı
(Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Ortaköylü Turudu ismindeki şahıs, Zonguldak’ta kömür ocağında bir kavga sonunda öldürülür. Cenazesi trenle Sarıoğlan’a getirilir. Otopsi yapacak ekiple Gömürgen’de buluşurlar. Ekip, otopsiyi burada yapar. Cenazeyi de Gömürgen köyü mezarlığına defnederler.
 
Turudu aman Turudu,
Dağların garı eridi.
Ortaköy’e sığmamış da
Gömürgen’e sal yürüdü.
 
Daş yerleri oynak oynak
Yok muydu elinde deynek?
Şindi soyar getirirler,
Gömürgen’den gannı koynek.
 
Daş değen yerleri al gan,
Yatmış daşların üstüne.
Yolcu musun emmim oğlu
Çarığı çekmiş gıçına.[80]
 
Zonguldak’ın yeri daşlı,
Ağlıyom da gözüm yaşlı.
“Gardaşa yanma” diyolar,
Ağ benizli, çatık gaşlı.
 
Çaldım gapısına baktım,
Gelinbacım gelik deyi.
Annımdan altın çıkardım,
Emmim oğlu ölük deyi.
           
Selâsını verik hoca,
Camiye goyuklar gece.
Gömürgen’de “garip” deyi
Mezerin goyuklar uca.
 
Gadanı alayım Gamer
Gucakda da gızın emer.
“Bir yâraltı edin” deyik,[81]
Halil Çavuş’un oğlu Ömer.
 
Ahırda öküz bağlıyo,
Gucakta gızın ağlıyo.
Başını bıçkılamışlar,[82]
Görenler buna yanıyo.
 
Akkışlalı Genç Bir Subayın Mersin’de Ölümünün Ağıdı
(Kaynak kişi: Menevşe Kurnaz)
 
Kenarda bir garip mezer
Yel vurur da gumu tozar.
Emmim oğlu genç bir subay
Acep değdi mola nazar?
 
Garalı taksi geliyo
Yanmaz taksinin ışığı.
Emmim oğlu ince subay,
Bölüğünün yahışığı.
 
İnci, mercan gırıntısı
Selvi gavah döküntüsü.
Ömer ağam düğün guruh[83],
Hani bunun ohuntusu?
 
Ölmedin ecim[84] ölmedin,
Daha neler göreceksin!..
Mürsel’e gelin alıh da,
Meliha’yı vereceksin.
 
Ladiflerin Ağıdı
(Kaynak kişi: Turan Atik)
Avşarlar’dan varlıklı bir ailenin eli silah tutan gençleri Doksan Üç Harbi’ne gitmişler. Bazıları yeni evli olan gençlerin kimilerinin de birkaç çocuğu varmış. Her şehit gelişinde evden feryatlar çıkmış...taze gelinler dul, çocuklar yetim kalmışlar. Umudu kesilerek başkalarıyla evlenen taze gelinlerin gitmeleri, bu eve başka acılar getirmiş. Sürüleri dağılmış, tarlalar ekilip biçilmez olmuş. Aile, yardıma muhtaç hâle gelmiş. Gidip de dönmeyen yiğitler, oğsüz kalan çocuklar, Murat almayan gelinler, kaybolan mal varlığı ile bir anda değişen sosyal yaşantı, aileyi bunalıma düşürmüş. Bu acıya yürek mi dayanır? Yaşlı ana duygularını şöyle dile getirmiş:
 
Amanın uşak galmadı!
Ladif gitti sürüyünen
Sabahaca yatamıyom
Gelinlerin zârıyınan.
 
Amanın çürüsün dilim
Görmez gözüm, dutmaz elim.
Memet, Memiş, Benli Selim
Halilibrahim, Nuru’yunan.
 
Hürü’nün başı bürgülü
Hocam caminin bülbülü.
Binboğa’nın mor sümbülü
Goç Dağı’nın garıyınan.
 
Haçça’nın saçları sırma,
Aynı’nın gözleri sürme.
Boğün verdim bir çift durna,
Anan öter diliyinen.
 
Ahmet Bağ’im son kesenim,[94]
Seni de goymam sıradan.
Celâl’ımdan oğlansızım
Onu da verse yaradan.
 
Yozu yaylada dönerdi,
Çadıra bağler inerdi.
Gonahda gandil yanardı,
Morgoyunlar sürüyünen.
 
Atına eller biniyo,
Gonağa guşlar dünüyo.
Obadan ayran geliyo,
Goca[95]toplar garıyınan[96].
 
Gars’da[97] gavga guruluyo,
Uşak ora deriliyo.
Mızıhalar çalınıyo,
Arş ileri, geriyinen.
 
Yüzbaşılar arş ediyo,
Sağdan, sola geriyinen.
Davul, düdük vuruluyo
Mızıhalar boruyunan.
 
Yavrular tabiye gazar,
Yüzbaşılar asger dizer
İnşallah Mosgof’u bozar!
Peygamberin zoruyunan.
 
Yavrular tesgere alsa,
Müjdeciler eve gelse.
Ahmet’im göğgıra binse,
Halilibrahim doruyunan.
 
 
Ermeni Zulmünü Anlatan Bir Ağıt
(Kaynak kişi: Emel Koçer)
 
Ermeniler’in, Türk çocuklarını öldürdükten sonra kaynatarak, “kuzu eti” diye yedirdikleri Durdu öğretmene yakılan ağıt:
 
Gara gazanı çattılar,
Uşakları gaynattılar.
Gün görmemiş gelinleri
Süngü ilen oynattılar.
 
Ermeniler azıyolar,
Gapı gapı geziyolar.
Düşman başına vermesin
Oğlak gibi yüzüyolar!..
 
Hele Durdu hele Durdu
Gannı göynek “yu” diyolar.
Uşakları gaynatmışlar!
“Guzu eti ye” diyolar...
 
Hançer, buçah yüleniyo[98]
Heral[99] bizi kesecekler!
Ayan olsun Durdu Bağ’im,
Vuracaklar, basacaklar...
 
 
ÂŞIK OSMAN’IN ÖLEN HANIMI İÇİN SÖYLEDİĞİ AĞIT
(Kaynak kişi: Osman Gündüz)
 
Aşık Osman’ın hanımı öldüğünde daha sütten kesilmeyen küçük çocuğunun anasını emmeye çalışması üzerine duygulanan Osman şu ağıdı söylemiştir:
 
Gökte yıldız sayılır mı,
Çiğ yumurta soyulur mu,
Aklı yetmez sabi yavrum,
Ölmüş ana emilir mi?
 
Zemzem de yeğin ağlıyo,
Senem de beni belliyo.
Ben yanmam elin gızına
Oğsüzler beni dağlıyo.
 
Gel hele gel Zemzem Bacı
Ben görmedim böyle acı!
Sabahaca nen çalarım,
Dillerim yoruldu bacı...
 
 
ORTAKÖYLÜ BAYRAM’IN ÖLEN HANIMI İÇİN SÖYLEDİĞİ AĞIT
 
(Kaynak kişi: Senem Karaaslan)
Bayram, Fettah’ın oğludur. Ölen Fadime gelin, Gömürgenli Mulla Osman’ın kızı Yemen Karı’nın kızıdır. Rahmetli babam Mustafa’nın teyzesi kızı olur.
 
Fettah Ağalar yorulmaz,
Fadime’nin saçı örülmez.
Hayle[100] dışlıh[101]alsın Bayram!
Hala hatırı sorulmaz...
 
Datlı Öz’de kefen biçtiler,
Açtım da baktım yüzüne.
Gaynanâm bana darılmış,
Gırılmam onun sözüne.
 
Yalvarın ananız kahsın,
Sizin hâlinize bahsın.
Dutamayıh, gıyamayıh
Helkesin goluna dahsın.
 
 
Eşkıyalar Tarafından Kocası Öldürülen Bir Hanımın Söylediği Ağıt
(Kaynak kişi: Senem Karaaslan)
 
Olayın zamanı bilinmemekle birlikte, yerinin Yeni-İl olduğu ağıttan bellidir.
Akrabalarını ziyarete giden aileyi eşkıyalar çevirmişler. Onlardan kaçarken terkisindeki çocukları yere düşmüş. Çocuklarının akıbeti bilinmeyen ailenin kocasını öldürmüşler. Kadın, kaçarak bir ahırda altı gün saklanmış. Altı günün sonunda çıkarak kocasını aramış. Kocasını bulunca şu Ağıdı söylemiş:
 
Üzüm gara üzüm gara
Salkımları düzüm gara,
Ben anâma gidemiyom
İki yandan yüzüm gara.
 
Hâbemizde üç top gutnu,
Biz hediye edeceğik.
Değmen bize eşkıyalar
Ziyarete gideceğik.
 
Çocuğum düştü terkimden,
Alamıyom ben korkumdan.
Ayan olsun sürmeli eşim,
Çıhamadım ki ahırdan.
 
Atının nalı gümüşten,
Hâbemiz dolu yemişten.
Ayan olsun sürmeli eşim,
Atı inmiyo inişten.
 
Aynı Ağıdın Başka Bir Varyantı
(Kaynak kişi: Ali Türköz)
 
Gardaşlarım gardaşlarım,
Bağışlan benim suçlarım.
Ne yatıyon sürmeli eşim,
Gana boyanmış saçların!..
 
Eşkıyalar gelinceğiz,
İçeriden kilitledim.
Ayan olsun sürmeli eşim,
Altı gün ahır bekledim.
 
İskembeye[102]oturur da
Çıhar gadıya ağlarım.
Gadıdan imdat gelmese,
Sıvas Valisi’n boylarım.
 
Çerkezler Tarafından Öldürülen Mehmet’in Ağıdı
(Kaynak kişi: Ali Türköz)
 
Aziziye Aziziye[103]
Duman durdu çöl yazıya.
Gurban oluyum oluyum,
Beşikte yatan guzuya.
 
Aziziye’ye vardıyıdım
Fincanları tabak tabak.
Hep gırılsın Avşar eli,
Memet gitti başı gabak.
 
Aziziye’ye vardıyıdım,
Dan borusu vuruluyo,
Seni vuran pis Çerkez’e
Yüzbaşılık veriliyo.
 
Çekdim de sikke çıhmadı,
Gırıldı golum kahmadı.
Getir Sultan martinimi
Gardaş gardaşa bahmadı...
 
 
Aynı Kişiye Yakılmış Başka Bir Ağıt[104]
(Kaynak kişi: Möhreli Atik)
 
Hem okudum, hemi yazdım
Yalan dünya senden bezdim.
Dağlar goyağını gezdim
Yiten Memet bulunur mu!
 
Gurşun gelir sine sine
Merhem goyun yaresine.
Öldürükler Memet Bağ’i
Haber salın annesine.
 
Kestiler yayla yolunu,
Çektiler atın nalını.
Üç gatar[105] fişek doldurmaz,
Memet Bağ’imin belini.
 
İnce Ahmet’im, Ağ Memet’im
Boğün yurdu dolanıyo.
Vızır vızır gelen gurşun
Adam deyin dalanıyo.
 
İnce Ahmet’in eni, döşü
Papağa garışık gaşı.
...
 
Yekin Boyrazoğlu yekin,
Duşmanın evi pek yahın[106].
Gannı koynek gannı koynek
Aman uşak buna bahın!
 
 
Keklikoğlu Köyü’nden Askerde Ölen Ahmet’in Ağıdı
(Kaynak kişi: Senem Karaaslan)
Kör Şakir’in kardeşi Ahmet, askerdeyken kaza sonucu silahla vurularak öldürülmüştür. Olayı tam olarak bilen birisini bulamadık. Ağıdın iki kıtasını derleyebildik.
 
Bayramda düğün ederler,
Düğünde keserler şişek[107].
Nişan aldı bellediydik,
Mağer[108] doluyumuş fişek.
 
Ahmet, ciğerim yanıyo,
Tavanlı odan galıyo.
Tez gel aslan oğlum tez gel,
Odana bağler iniyo.
...
 
Ahmet’in ölüm acısı daha tazeliğini korurken bacısı Hanım, Akkışla’daki bir düğünde halay çekmiş. Bunu işiten anası kızına şöyle bir sitem yollamış:
 
Ağladım galmadı özüm,
Gayrı tükeniyo sözüm.
Düğünde halaya durmuş,
Onmayası Hanım Gızım.
 
Bu hâllere sözüm de yok,
Mencilisde[109] gözüm de yok.
Yaslı günde halay çeken,
Hanım adlı gızım da yok!..
 
Hacı Ömer Caner’in (Katip) Ağıdı
(Ağıdı söyleyen ve Kaynak kişi:Mustafa Karaaslan)
 
Beserek’e göçeceksin
Parhanayı[110] seçeceksin.
Gayseri’den vali istiyo,
Katipliğe geçeceksin.
 
Bünyan’da gaymakam bilir,
Müdür danışmaya gelir.
Kalk gidelim halam oğlu,
Şu çerkezde adam mı ölür!
 
Örmeyol’da ıras geldim
Tüfek belinde dahılı,
Katip olduğunu bildim,
Dolma kalemler sokulu.
 
Daha yaşı elliyidi,
Aşirette belliyidi.
Katibi biz çok ararıh,
Büyük adam hâlliyidi.
 
Beserek’e varacağım,
Katibimi soracağım.
Öfke beni del’ediyo,
Çatlayıp da öleceğim.
 
Beserek’e vardıyıdım
Katibin de evi belli.
Yaşar istanbul’dan gelik
Oturuşu ağa yollu.
 
Kâbe’nin gelir hacısı,
Zorumuş gardaş acısı.
Katip’e minnetçi gidik,[111]
Döyletan[112] bir tek bacısı.
 
Altı oğlu var yerin dutmaz,
Gül de Gömürgen’e gitmez.
Oğüdünü[113] doğru verin,
Uşak cahil aklı yetmez.
 
Havus, Nurettin’in gelik
Alaattin, Ahmet’e n’oluk?
Dört gardaşın pek yanıyo
Katip gurbet elde galıh[114].
 
Fadime[115] minnetçi gidik,
Katip bakmıyo yüzüne.
“Yeğenin ölmüş dediler”
Anâm da vurdu dizine.
 
İrep’in gızın getirin,
Ali’nin gızın götürün.
Makbule büyük gelini,
Nurettin yerine otursun.
 
Babama da selâm söylen,
Gızlar samanlığı yıhdı.
Oğüdünü verememiş,
Beş oğlu da deli çıhdı.
 
 

[1] Eski para birimi
[2] asayiş görevlisi (zaptiye)
[3] Sünnet ettirmeyin.
[4] Dini ilimler tahsili yapan öğrenci
[5] Kazanı, belânı ben alayım. Sana gelecek kaza ve belâ bana gelsin.
[6] Meryem ismini bu şekilde söylerler.
[7] Erkek davar sürüsü
[8] Ağlamayalım
[9] Kadınların alınlarına taktıkları altın
[10] Tümü, hepsi.
[11] Ne yapar?
[12] Tan vaktinde.
[13] Haber
[14] Kazânı, belânı
[15] Atın ayağına bağlanan bağ.
[16] Tövbe
[17] Bugün
[18] Yanlış
[19] Sarmışlar, dolamışlar, bağlamışlar
[20] Şimdi
[21] Hafız
[22] kalkar
[23] Kahır
[24] Ömrümün son zamanlarında.
[25] Yunus
[26]Gelmiş
[27] İnelim
[28] Esir
[29] Mihrali Bey
[30] Mihrali Bey’in oğlu (Rüştü Bey)
[31] Mihrali Bey’in hanımı
[32] Belli belirsiz gördüydüm.
[33] Çabuk
[34] Süleyman bana iyi bakmıyor.
[35] Bırakın
[36] Gayet, çok
[37] İhbar eden, yakalattıran
[38] Babaanneye “ebe” denir.
[39] Sultan Murat’ın zamanında biz hiç gün görmedik.
[40] Süreydim, onlara yetişeydim.
[41] Damatlık giysisini çıkarmadım.
[42] Değer, nazar ilişir.
[43] Güvendiklerim
[44] Benzer, tıpkı, aynısı.
[45] Sahile, deniz iklimine.
[46] Bibim Satı Kaygısız, bu hikâyeyi anlattığında küpelerin hâlâ kendisinde olduğunu söylemişti.
[47] Erkek Hizmetçi.
[48] Abla.
[49] Bakarım
[50] Şaban
[51] Azrail
[52]Çer” hastalığından ölesice, geberesice.
[53] Hızlı
[54] Duvağını
[55] Değilim
 
[56] Gitmeyin
[57] Merakı
[58] Girdiğimde
[59] Gölgelenmiş.
[60] Koyunların yıkandığı yer.
[61] Kağnıların tekerlerinin bağlı olup, onları döndüren kalın ağaç, mili.
[62] Bayır aşağı
[63] Eğer
[64] Köklerini
[65] Dolanmış.
[66] Başı boş, çobansız hâlde, kendi kendine.
[67] Varayım.
[68] Çıkmış
[69] Nuri
[70] Tükrük
[71] Kişisinin, erkeğinin
[72] Eyüp
[73] Altın takı
[74] Çıkarmış, soymuş.
[75] Ali Hoca’nın kardeşi oğlu Bekir Baykara şöyle anlatıyor: “Ben çobanlık yapıyordum. Kadınlar, Topaktaş civarında koyunu sağmaya gelirlerdi. Ali Hoca emmimin koyunları da bendeydi. Annen Senem, koyunları sağarken eşek kayboldu. Aramalar sonunda eşek bulundu, sırtındaki kürtün yoktu. Emmim, kürtünün eşekten kıymetli olduğunu söylerdi. Yani onun demesi şu manaya gelirdi ki: Eşek kaybolsa da bulunduğunda tanınır ve geri alınır. Ama kürtünü alan kişi, üzerine başka bir yüz geçirir tanınmaz...
Aradan bir ay kadar zaman geçmişti. Orta Köylü Amber’in Ali, koyun sürüsü ile meşeliğe doğru gidiyormuş. Bu adamın her yanı şer kokardı! Emmim de Aslan Bey ile Kavak’a giderken ona rastlar. Çobanın eşeğinin üzerindeki kendi kürtününü tanıyıp, Ali’den istemiş. Ali, emmime hakaret edip, küfretmiş. Bunun üzerine Aslan Bey, Ali’ye silah çekmeye kalkmış. Emmim, Aslan Bey’i engelleyerek kavga çıkmasını önlemiş. Ve şöyle bir bedduâ etmiş: “Ben köye dönmeye inşallah ala kanlı ölüm haberini alırım...”
Emmim Kavak’tayken Amber’in oğlu Ali, köylerinden Mustafa adlı bir çobanla köpek yüzünden kavga etmişler. Ali, babayiğitti. Mustafa’yı, altına alıp döverken, Mustafa, bıçağı alttan saplayarak Amber’in Ali’yi öldürmüş...” Emmim, ikindi namazına abdest almaya hazırlanırken Ali’nin ölüm haberi Gömürgen’e ulaşır. Bir gün sonra da akrabalarından biri kürtünü getirip emmime teslim ettiler.
[76] Gömlek
[77] Ölmüş
[78] Arlanıyor, utanıyor.
[79]Tuzluğa kadar. (Çobanların kürklerinin kollarına tuz doldurmak için bir cep dikilir. Koyunları seslendiklerinde buradan tuz çıkarıp kayaların üstüne serperler.)
[80] Ayağına, dizine, bacağına.
[81] Demiş.
[82] Testere ile keserek otopsi yapılmış.
[83] Kurmuş
[84] Anneanne
[85] Öyle her baba yiğidin...
[86] Padişahın Yeni-İl Valiliği’ne  gönderdiği fermanla bu aşiretten vergiyi kaldırdığı söylenmektedir.
[87] Esger Memetin ölümü, nefesten olduğu söylenmektedir. Bize göre, zehirlenerek öldürülmüş olmalıdır. Sultan Abdülaziz’ in güzel sanatlara ve güreşe aşırı derecede düşkünlüğü, devlet işlerinin aksamasına sebep olabilir. Böyle bir “Bökeye” sahip olan padişah, güreş turnuvası düzenlemekten memleket işlerini aksatmaya sebebiyet vermiş ise, bökenin ortadan kaldırılmasıyla işlerin yolunda gideceği düşünülmüş olabilir. Başka bir düşünceyle de padişahın muhalifleri, onun gurur kaynağı olan bökeyi ortadan kaldırmakla, padişaha kötülük yapmak düşüncesinde olabilirler. (Ahmet Karaaslan)
[88] Patolon, kispet
[89] Padişah, nişanlı ve evli olanların güreşmesine müsaade etmezmiş.
[90] Güreşe
[91] Tavşan ile
[92] Cenazeni
[93] Pınarında
[94] Ailenin son çocuğunun Ahmet olduğunu anlatıyor.
[95] İhtiyar baban
[96] Yaşlı anacığın, anan.
[97] Kars’ta
[98] Bileniyor.
[99] Herhalde, büyük ihtimalle..
[100] Nasıl
[101] Neşelensin
[102] Sandalyeye
[103] Pınarbaşı İlçesi’nin eski adı.
[104] Bu Ağıdın sonları pek hatırlanmıyor, başka bir ağıtla karıştırılmış olmalıdır.
 
[105] Katar
[106] Yakın
[107] Üç yaşındaki koyun
[108] Meğer
[109] Mecliste, şenlikte
[110] Taşınabilir eşyaların genel adı.
[111] Gitmiş.
[112]Devlethan” katip’in bacısının adı.
[113] Öğüt
[114] Kalmış
[115] Katip’in Gömürgen’de oturan ilk hanımı.
 
 
 
 
 

 
Facebook beğen
 
 
Siz 144711 ziyaretçiziyaretçimizsiniz
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol