TÜRKMEN


 

TÜRKMEN
(KAYNAK: Http://Www.Karincalikoyu40.Com/Kuspinar TÜRKMEN ADINA DAİR BAZI Fikirler. Tufan GÜNDÜZ)
 
Türkmen adının ne şekilde teşekkül ettiği hususu ilim dünyasını uzun süre meşgul etmiştir. Yapılan çalışmalarda bu adın daha çok etimolojisi üzerinde durulmuş, tarih içinde sahip olduğu manaya ise pek az değinilmiştir. İ. Kafesoğlu bu adın siyasî bir kavram olarak Karluklar tarafından ikame edilmiş olabileceğini öne sürmüş, F. Sümer ise Türkmen adının Anadolu’da konar-göçerlikle eş anlamlı olarak kullanıldığına dikkat çekmişti.
Kaşgarlı Mahmud, Türkmen adını Oğuz ve Karluk adlarıyla birlikte anmaktadır. Ancak, onun Karluk ile Türkmen aynılığından bahsederken belli bir ifade tutarlılığının olmaması meselenin izah edilmesinde karşımıza önemli bir müşkülat çıkarmaktadır.
”Kaşgarlı Mahmud’un; Karluklar Türkmenlerden bir bölüktür. Bunlar [Karluklar] Türkmenlerden bir boydur” şeklindeki ifadelerine bakılacak olursa, Türkmen adının Karlukları da içine alan siyasî bir terim olduğu ve boylar birliği/bodun; anlamına geldiği düşünülebilir. Nitekim, bu hususta İ. Kafesoğlu da Türkmen adının; Göktürk; terimi gibi siyasî bir isimlendirme olabileceğini (ancak bu isimlendirmenin Karluklar tarafından yapıldığını) ileri sürmektedir. Fakat, kaynaklarda ne Kaşgarlı’nın ifadelerini ne de Kafesoğlu’nun görüşünü destekleyecek bir kayıt bulunmamaktadır.
Öte yandan, Divanu Lügatit-Türk’te; “Karluk göçebe Türklerden bir bölüğün adıdır. Oğuzlardan ayrıdır. Oğuzlar gibi Türkmendirler.” ifadesi ise konuya bir başka açıdan bakmamızı zaruri kılmaktadır. Bu cümlede dikkati çeken birinci nokta Karlukların göçebe Türkler arasında sayılmasıdır. Oysa, X. yüzyıl coğrafya eserlerinden Hududü’l - Alem’de Karlukların ziraat ve hayvancılık ile uğraştıkları belirtildikten sonra onların on beş tane de şehrinden bahsedilir. Acaba, burada kastedilen Karluklardan konar-göçerliği devam ettirenler midir? Türkmen adının yer yer konar-göçer Oğuzlar için de kullanıldığına bakılırsa bu ihtimali göz önünden uzak tutmamak gerekir. Kaşgarlı’nın Karlukları, Oğuzlardan ayrı sayması ise ilk önce lehçe bakımından bir ayrılığı ifade ettiği ortadadır. Destana göre Oğuz Kağan’ın isim verdiği Türk kabilelerinden biri de Karluklardır. Ancak, Karluklar ananevî Oğuz boyları içinde yer almazlar. Kaşgarlı Mahmud’un Karlukları Oğuzlar’dan saymamasında bu destanın etkili olduğu savunulabilir. Nitekim, Ebu’l-Gazi’de “Onlar Oğuz Kağan’ın sofrasında yer almazlar çadırın dışında beklerler” diyerek Karlukları Oğuzlardan saymaz. “Oğuzlar gibi Türkmendirler” ifadesine gelince; bu husus Türkmen adının etnik form veya kavmi teşekkülü ifade etmek amacıyla kullanılmaktan ziyade yukarıda belirtildiği gibi siyasî bir terim veya konar-göçerliği ifade eden bir kavram olarak kullanılmış olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Divanu Lügatit-Türk’te geçen; Karluklu Türkmenler; ve Karluk Türkmenleri; ifadeleri de izaha muhtaçtır. Burada Karlukların hâkimiyet sahası içinde yaşayan Türkmen topluluklarının kastedilmiş olması icap eder. Kaşgarlı’nın bildirdiğine göre bunlar, diğer kardeşlerinden ağız farkı ile ayrılıyorlar.
İslam Coğrafyacısı Makdisi, İsficab yakınlarındaki Ordu şehrinin sakinlerinin Türkmenler olduğunu, bunların İsficab hakimine (yani Karluklara) hediyeler (vergi) gönderdiğini haber vermektedir. Divan’da geçen Karluklu Türkmenler veya Karluk Türkmenleri Makdisi’nin bahsettiği Ordu şehrinin sakinleri olmalıdır. Bununla birlikte, eğer Türkmen adı bir zamanlar Karlukları da içine alan (veya Karlukların ikame ettikleri) siyasî bir terim ise Karlukların hâkimiyet sahasında bulunan küçük Türkmen topluluğunun Karluklara vergi vermesini anlamak güç olacaktır.
Oğuzların, Türkmen diye adlandırılmaları hususunda bir şüphe bulunmamaktadır. Ancak, Oğuzlar bu adı ne suretle almışlardır?
Türkmen adının daha VIII. yüzyılda görüldüğüne bakılırsa bunların On-Ok kabilelerinden birinin bakiyesi olması ihtimalini göz önüne almak gerekir. Aslında, Türkmen adının içinde yer alan “Türk” kelimesi ile Türk ve İslam tarihçilerinin benimsediği “Türke benzer” ve “İmanlı Türk” izahları arasındaki ortak “Türk” isimlendirmesi de dikkati çekmektedir. Türk adının Göktürk Devleti’ni kuran asıl boyun adı olduğu ve giderek siyasî bir kavram haline gelip Göktürk bayrağı altında toplanan bütün Türk boylarının ortak adı olduğu bilinmektedir. Ancak, Türk üst kimliğinin benimsendiği dönemlerde bile boy asabiyesinin güçlü oluşu yüzünden, Türk boylarının hepsi kendi boy adlarını da devam ettirmişlerdir. Çin kaynağında geçen ve Türkmen diye isimlendirilen “Tö-kö-möng’ler” de böyle olmalıdır. Oğuzlar, Tö-kö-möng’lerin bulunduğu sahaya hakim olduktan sonra Oğuzlar ile Tö-kö-möng;ler (yani Türkmenler) birlikte anılmaya başlamış olması imkan dahilindedir. Çünkü, Türkmenler bir kabileden müteşekkil olsalar idi Oğuz ananesinde Karluk, Halaç ve Kanglılar gibi yerlerini alırlardı. Oysa, Türkmen adı doğrudan Oğuzların adı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kaşgarlı Mahmud, “Türkmen” adını doğrudan Oğuzlara tahsis etmekte ve onların Türkmen adını ne suretle aldıkları hususunda da bir hikâye anlatmaktadır. Buna göre, Zülkarneyn doğu seferi sırasında Türk ülkesine gelmiş, kaçışan halktan geriye 22 kişi kalmış, Zülkarneyn de bunlara Türk’e benzer manasında “Türk-manend” demiştir. Kaşgarlı bu 22 boyun adlarını da saymaktadır. Divan’da Türkmen maddesi izah edilirken “bunlar Oğuzlardır” şeklinde açık bir ifade bulunmaktadır. Oğuzların Türkmen adını almalarına dair ilginç görüşlerden biri de El-Biruni’nin “El-Cemahir Fi Marifeti’l-Cevahir” eserinde yer almaktadır. El-Biruni'ye göre “Oğuz Türklerinden Müslüman olup Müslümanlar arasına katılanlar iki taraf arasında tercüman olurlardı. O kadar ki bir Oğuz Müslüman olunca “Türkmen oldu” derlerdi. Bunlar Türk olmalarına rağmen Müslümanlar tarafından “Türkmen” yani “Türk’e benzeyen” denildi. El-Biruni’nin verdiği bu bilgilerin en kıymetli tarafı şüphesiz, İslamiyet’e giren Oğuz zümrelerine Müslüman komşuları tarafından “Türkmen” adının verilmesidir. Acaba Türkmenler İslamiyet’e giren Türk zümrelerinin öncüleri olduğu için mi böyle bir isimlendirme yoluna gidilmiştir? Yoksa bu yakıştırma Oğuzların (yani Türkmenlerin) İslam dünyasında etkilerinin artmasından sonra, onların siyasî kudretine manevi bir boyut kazandırmak amacıyla oluşturulmuş bir halk iştikakı mıdır?
Türkmen adının yükselişi Oğuzların İslamiyet’e girmelerinin bir neticesi gibi görünüyorsa da aslında burada Selçuklu Devleti’nin İslam dünyasında oynadığı rol gözden kaçırılmaktadır. Bu cümleden olarak Türkmen adının yükselişi doğrudan Selçuklu tarihi ile ilgilidir ve Türkmenlerin İslam tarihçilerinin eserlerinde yer işgal etmeye başlamaları da buradan kaynaklanmaktadır.
Türkmenler, Anadolu’yu baştan başa doldurduktan sonra tedricen yerleşik hayata geçmeye başladılar. Konar-göçerliği terk edip, köyler kurarak veya şehirlere yerleşerek ziraat, ticaret gibi daha çok yerleşik unsurların mesleklerini icra edenler “Türk” diye isimlendirilmiştir. Buna mukabil, konar-göçer gelenekleri devam ettirenler ise “Yörük” veya “Türkmen” adıyla anılmışlardır.
Böyle bir değişim Osmanlı tarih yazıcılığında da görülür. Ananeye göre, Osmanlıların ataları konar-göçer Türkmenlerdir. Osmanlılar, Oğuzların Kayı boyuna mensupturlar. Hanedanın şeceresi Oğuz Kağan’a dayanır. Bunlar, Moğol istilası sırasında Anadolu’ya gelmişler ve uca yerleşerek beyliklerini kurmuşlardır. Osmanlı beyliği aşiret aristokrasisi temeline dayanır. Ancak kısa zamanda konar-göçerlikten yerleşikliğe geçiş süreci başlar. Aşiret gelenekleri yerini yavaş yavaş yerleşik devlet düzenine bırakır. Bundan sonra Osmanlılar “Türk”, Osmanlı ordusu da “Türk ordusu” diye isimlendirilir. Osmanlı kaynaklarında Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevî Devletleri ile Anadolu beylikleri “Türkmen devletleri” olarak isimlendirilir. Bu husus, adı geçen devletlerin aşiret aristokrasisine ve Türkmen geleneklerine dayanan devlet yapılanması içinde olduklarından kaynaklanıyor olabilir. Osmanlı kaynaklarında “Türkmen” adının sıklaşması, Osmanlı Devleti’nin Anadolu’ya (Beyliklerin, Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin topraklarına) hâkim olması ile başlar.
Osmanlı Devleti’nde konar-göçerler bulundukları coğrafyalara göre “Yörük” veya “Türkmen” diye isimlendirilir. Yörük adı Anadolu’da oluşmuş bir terimdir. Bu adın “yürümek” mastarından türetildiği ve yürüyen sefere koşan çadır halkı anlamına geldiği umumiyetle kabul edilmiştir. Osmanlı kanunnamelerinde Yörük, toprağı olmayan yani bir yerde durmayan konar-göçer olarak tanımlanmıştır. Anlaşıldığına göre Yörük tanımlaması daha çok Kızılırmak yayının batısından İçel’i de içine alacak şekilde çekilecek çizginin batısında kalan bölgeler ile Rumeli topraklarında bulunan konar-göçerler için yapılmaktadır. Bununla birlikte, Kızılırmak yayının doğusunda kalan ve Türkmen diye isimlendirilen konar-göçerler için de bazen “Yörük”, bazen de “Yörük Türkmenleri” şeklinde isimlendirildikleri görülür. Bu cümleden olarak Osmanlı resmî vesikalarında Dulkadirli Türkmenleri için “Yörükan-ı Maraş”, Halep Türkmenleri için “Yörükan-ı Halep”, Bozok bölgesinde bulunan Türkmenler için ise “Yörükan-ı Bozok” gibi vasıflandırmalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu husus, Yörük-Türkmen isimlendirmelerinde etnik amillerin değil, yaşama tarzının yani konar-göçerliğin ifade edildiğini göstermektedir. Türk adı ise yerleşik hayatın temsilcisi durumundadır. Bundan dolayı, Türkmen veya Yörük’ün konar-göçerliği terk etmesi halinde yaşama biçimine bağlı olarak iktisadî kaynakları ve vergi düzeni de değiştiğinden, konar-göçerin yerleşik hayata geçmesi halinde “yörüklükten çıktı” veya “Türkmenlikten çıktı” diye tanımlanıyordu.
Netice olarak, Türkmenler hakkında haberler veren kaynaklara nazaran Türkmen adının ilk olarak hangi anlama geldiği hususu pek açık olmamakla birlikte zaman içinde konar-göçerlikle eş anlamlı olarak kullanıldığı görülmektedir.
 
 
TÜRKLER ANADOLU’YA GİRİŞİ
 
              (Kaynak: xıx. Yüzyılın Başlarında Tokat Voyvodalığı’na Bağlı Bazı Türkmen Kabilelerinin Sorunları C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2003 Cilt: 27 No: 2 289–307 Http://Www.Cumhuriyet.Edu.Tr/Edergi/Makale/639.Pdf Mehmet Beşirli)
 
XI-XIII. yüzyıllar arasında Türkistan, Horasan ve Azerbaycan’dan Anadolu’ya büyük kitleler halinde göç eden Türkler’in büyük bir kısmını Oğuz veya Türkmen göçebeler oluşturuyordu.
 Anadolu’ya geçen Türkmenler, kısa süre içinde liderleri etrafında örgütlenerek kalıcı vatan oluşturmanın mücadelesine başladılar.
Daha sonraki süreçte Sivas, Tokat, Niksar, Amasya ve Kayseri havalisi bir Türk komutanı olan Danişmend Gazi’nin liderliğinde siyasî bir teşekkül (Danişmendliler) olarak da örgütlenmiştir.
Osmanlı döneminde göçebeler genellikle Türkmen ve Yörük adlarıyla anılırlardı. Bu tabirler daha çok yasayış tarzını XIX. ekonomik açıdan toprağa bağlı olmayan, hayvancılıkla iştigal eden bu göçebeler, mevsime göre yaylak-kışlak mahaller arasından gelip gitmeye ve hayatlarını idame ettirmeye çalışmaktaydılar.
Osmanlı döneminde büyük göçebe grupları, idarî bakımdan bir sancak veya bir kaza statüsünde bulunmaktaydılar. Örneğin, Diyarbakır’ın kuzeyinden Van’a doğru uzanan bölgede Boz-ulus, Halep civarındaki muhtelif bölgelerde yaşayan Halep Türkmenleri, XVI. Yüz yılın ikinci yarısında idarî bakımdan sancak statüsünde olup, merkezden atanan bir sancakbeyi tarafından idare edilmekteydiler. Ayrıca bunların adlî sorunlarını çözmek için de yine merkezden bir kadı tayin edilmişti. Sivas’ın güneyindeki geniş bir bölgede yasayan Yeni-İl Türkmenleri ile Ankara yöresindeki Ankara Yörükleri ise, birer kaza idarî statüsündeydiler.
Osmanlı Devlet yönetimi, göçebeleri idarî açıdan daha iyi kontrol etmek için, onları sancak ve kaza biçiminde örgütleyerek, merkezî otoritesini kurmaya çalışmıştır. Ayrıca önemli bir vergi geliri sağlayan göçebe topluluklar, bu statü ile malî açıdan da kontrol edilmek istenmişlerdir. Diğer taraftan devlet, göçebeleri sancak ya da kaza birimlerinde çok daha kolay denetleyip, kendine yaklaştırarak zamanla yerleşik hayata geçişi kolaylaştırmak istemiştir.
“Ulus” adı altında gruplandırılan konar-göçerler Boy (Kabile), Aşiret, Cemaat, Oymak, Mahalle ve Oba (Aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Göçebelerde en üst birim Boydu. Boylar, 10 ilâ 30 sayıdaki Cemaâtten oluşmaktaydı. Her Boyun başında Boy beyi adı verilen bir yönetici bulunurdu. Boy Beyi’nin seçildiği Cemaat, Boyu teşkil eden Cemaatler arasında önde gelmekteydi. Bunlardan Oba, Mahalle ve Oymak gibi gruplar, birbirine çok yakın akraba aileleri tarafından oluşturulmaktaydılar. Oymak, Obaların birleşmesinden meydana gelmekteydi. Cemaat ise, göçebelerde temel birimdi. Akraba olan ve 10 ila 80, 100 ve hatta daha fazla haneden oluşmaktaydı. Cemaatin idarecisi, Kethüda adı verilen ve Cemaat içinde sivrilmiş bir ailenin reisi olurdu. Cemaat büyük olursa iki Kethüda tarafından yönetilirdi. Kethüdalar, Cemaat ileri gelenlerinin kararıyla tespit edilir ve bölgenin kadısına iletilirdi. Kadı da bir yazı ile seçimi İstanbul’a bildirir ve onay isterdi. Merkezin uygun görmesi ve seçimi tasdik etmesiyle Kethüdalar resmi olarak göreve başlarlardı.

 
Facebook beğen
 
 
Siz 144727 ziyaretçiziyaretçimizsiniz
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol