PEHLÜVANLI OBASI
 
 
 
 
PEHLİVANLILAR
Halep ve Yeni-İl’de yaşayan Pehlivanlılar, Bayat boyunun en büyük oymağıdır. Moğol istilası üzerine diğer oymaklarla birlikte Anadolu’ya göç eden Bayatlar, Avşar ve Beğdili boylarıyla birlikte Türkmenler’in Bozok kolunu meydana getirdiler.
Oğuzların Bozok koluna mensup Bayat boyundan olan Dulkadiroğlu Karaca Bey, Halep Türkmenlerini başına toplayıp Dulkadirli Beyliği’ni kurdu. (1337) Birçok Türkmen cemaati bu beyliğe bağlılıklarını bildirdiler. Dulkadirli Beyliği’ni teşkil eden cemaatler çoğunlukla Bayat, Avşar, Mamalı, Cerit ve Karacakürt boylarından idi.
Memlük Sultanı, Kahire’ye çağırdığı Karaca Bey’e Türkmenlerin reisi olma beratı verir.
Dulkadir beyleri, Memlüklu, Osmanlı rekabetinde beyliğin çıkarları doğrultusunda bir siyaset izlediler.
Yavuz Sultan Selim, Dulkadir Beyliği’nin başına Şehsuvar Bey’in oğlu Ali Bey’i tayin eder. Ali Bey, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Osmanlı ordusuna yardım ve öncülük eden, Ali Bey, 1516 Merc-i Dabık, 1517 Ridaniye savaşlarında kendisine bağlı 5000 atlısı ile bu savaşlarda bilfiil çarpışır. 1519’daki Celali isyanları başta olmak üzere, Anadolu’da baş gösteren birçok isyanın bastırılmasında önemli katkıları olan Ali Bey, Dalmaçyalı bir Hırvat devşirmesi olan Ferhat Paşa’nın kıskançlığı ve hasedine neden olur. Devrin padişahı Kanuni’den ferman elde eden Ferhat Paşa, bir bahaneyle Tokat’a davet ettiği Ali Bey’i oğulları ve torunlarıyla birlikte Artova’da öldürtür. (1522)
Dulkadir Beyliği Maraş merkez olmak üzere Osmanlı topraklarına katılınca, o bölgede yaşayan Türkmenler, eski aşiret sistemlerine dönerek, zaman için de büyük obalar meydana getirdiler. Bu obalardan bir tanesi de Pehlivanlı oymağıdır.
 “Pehlivanlılar’ın tabi olduğu Bayat boyu, 1520 tarihinde 11 cem’den oluşmuştu. 1525-1536 yıllarında toplam 31 adet cem’e sahipti. 1552 tarihinde 53 adet cem oluşan Bayat Türkmenleri, 33 hane, 3 benn 40 mücerred vergi nüfüsuna kayıtlı idi. Bu topluluk, Bayat taifesine bağlı cemaatler arasında siyasi üstünlüğü ele geçiren Pehlivanlı cem beyi Uğurlu Bey tarafından idare ediliyordu. 1571 tarihinde 268 vergi nüfusundan meydana gelmiş olan bu oba, o zaman adını taşıdığı İlyas Pehlivan’ın torunu Mehmet ve Davut Kethüda Beyler tarafından idare olunuyordu. 90 hane, 5 benn 111 mücerred vergi nüfusuna kayıtlı olan Çunker cemaatinin de Pehlivanlı ailesinden olması, Pehlivanlılar’ın daha o günlerde büyük bir Türkmen topluluğu meydana getirdiği anlaşılır.
Kanuni devrinde 507, II. Selim devrinde 800 vergi nüfusuna yükselen Pehlivanlı Obası’nın diğer bir kolu da Yeni-il’de barınmaktaydı. O zamanlar, Yeni-il’deki Pehlivanlı kolu 410 vergi nüfusuna kayıtlı idi. İki Pehlivanlı oymağı Sivas’ın güneyindeki Yama Dağı eteklerinde yapılan bir toplantı sonun da birleşme kararı aldılar.
Yeni-İl’in vergisi eskiden valide sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları cami ve imaretlerin vakfına ait iken, o gün den sonra Mekke ve Medine’ye gönderilen Surre akçesine ayrılmıştı. Bu nedenle, Pehlivanlılar’a ve onlara bağlı oymaklara, Haremeyn-i Şerif aşiretleri adı verilmiş ve Osmanlı fermanlarında bu isimle anılmıştır.”
 
Yeni-il Bayatlarından Çakışlı ve El Beğliler’in Pehlivanlı obasıyla birleşip Pehlivanlı’ya Ahde yazılınca, (Ahde, küçük oymakların büyük ve güçlü oymağın himayesine girmesi.) diğer Türkmen obalarının da güvenlik nedeniyle kendilerine katılmasıyla, Pehlivanlı oymağı, daha da genişleyerek, XVII. yüz yılda büyük bir güç haline gelmiştir.
XVII. yüzyıl başlarından itibaren Celâli isyanları ve timarlı sipahiliğin gevşemesi ile çoğalan boş timarların iltizama (devlet gelirlerini toplama görevini üzerine alan) verilmesi hız kazandı. Ayanlar, mültezimlik yoluyla bu topraklara ve üzerinde tarım yapan köylü ye adeta hâkim oldular. Bu nedenle ayanların gücü geniş sahalara yayıldı ve kalabalık insan topluluğu üzerinde etkinlikleri giderek arttı. Aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren işlediği toprağı terk eden çiftçi ve leventlerin mültezimlik yapan ayanlara sığınması karşısında bunlar, kendilerine bağlı nüfus bakımından da iyice kuvvetlendiler. İyice güçlenen Pehlivanlılar, Halep bölgesinden ayrılarak XVII. yüzyılda itibaren Sivas’ın güneyine düşen Kangal, Divriği ve Yama Dağlarında yaşa maya başlamıştır. 1688’de kendilerine bağlı birçok oymaklarla Anadolu’daki türeyen eşkıyaların tenkiline memur edilmiştir. XVII. yüzyıl çeyreğinde Osmanlı Devleti’nde meydana gelen iktisadi buhran ve Celali fetreti, Bozulus gibi, Pehlivanlı’yı da etkilemiş, aşiretler yavaş yavaş Orta Anadolu’ya kaymaya başlamıştır.
Osmanlı Devleti İkinci Viyana Kuşatması’ndan önce Türk oymaklarına ordusunda yer vermezken, asker sıkıntısı çekmeye başlayınca, Türkmen oymaklarından ilk kez 1690 yılında asker almaya başladı. Bu nedenle, Pehlivanlılar ile diğer Türkmen oymakları Avusturya’ya yapılan sefere çağrıldılar. 300 Türkmen askerin başında şu bey ve oba ağaları bulunuyordu. Pehlivanoğlu İsmail Bey, Pehlivanoğlu Hacı Musa Bey, Pehlivanoğlu Battal Bey, Pehlivanoğlu Hacı Abbas Bey, Ayrıca Tatar-İlyaslı Obası Hasan Beyoğlu Mehmet Bey, Şam Bayadı Oba Ağası Ali Beyoğlu Mirza Bey, Kuzugüdenli (Kethüda) Oymağı Bey Ağası Biber oğlu Asaf Bey ve Kenan Bey. (1690)
Türkmenler savaşa katıldılar, ancak deneyimleri olmadığı için bir yıl sonra Salankamen Savaşı’nda top ateşine dayanamayarak geri çekildiler. (Ağustos 1691)
1696’da Yeni-İl voyvodası (ağası) olan Pehlivanoğlu İsmail Bey’e birçok Türkmen obası bağlılıklarını bildirmiş, bundan da güç alan Pehlivanlılar, yukarıda belirtildiği gibi, geçen otuz yıl içerisinde batıya doğru ilerleyip, Bozok bölgesine yerleşmişlerdir. Bu aşiretin şimdiki oturduğu köyler, Kırıkkale iline bağlı Abdurrahman Beyobası, Mehmet Beyobası, Hüseyin Beyobası, Kenan Beyobası, Gazi Beyobası ve Battal Beyobası’dır. Orta Anadolu’ya gelip şimdiki Kırıkkale yöresine yerleşen Pehlivanlılar 72 Oymaktan meydana gelmiştir. 24’ü Pehlivanlı Türkmeni, 12’si Çiçekdağı ve Haymana yöresinde oturan Kürt, 36’sı Kırşehir, Keskin, Kırıkkale yöresinde oturan ve Pehlivanlıya Ah- de yazılan Türkmen aşiretleridir.
1705-1707 yıllarında, Kütahya, Maraş, Karaman, Sivas valilerine, Aydın, Saruhan sancakları kadılarına gönderilen bir hükümle, bölgelerinde bulunan birlikte ayrılan cemaatlerin Adana’ya gönderilmesinde gayret gösterilmesi emredilmiştir. Bu dağılan cemaatlerin 12’sinin Sivas ve Kırşehir bölgelerinde, Pehlivanoğlu Kenan Bey’in yanına sığındıkları tespit edilmiş ve bunlar oradan alınarak, Adana Anavarza’ya iskân olunmuşlardır.
Yine 1707 yılında, Adana ve Rakka valilerine gönderilen bir fermanla birçok Türkmen cemaatinin Münbiç nahiyesindeki boş ve harap yerlere iskân edilerek Rakka mukaatasına bağlanması emredilmekteydi. Ancak bunlardan pek azı Rakka bölgesine yerleştirilmiş, diğerleri ise çeşitli yerlere dağılmıştır. Dağılanlardan 500 hanesi Pehlivanlı torunlarından olup, diğer 500 hanesi Boz-ulus Türkmenlerinden Tabanlı, Danişmendli, Ketişoğlu ve Büyük Salurlu-Küçük Salurlu cemaatleri ile birlikte idiler.
Kırşehir, Kaman ilçesinin Çağırkan köyünü yurt tutan Çağırganlı Türkmenleri de Rakka iskânına tabi tutulmuş idi. Bunlar, iskân yerlerine gitmeyerek, Orta Anadolu’da Pehlivanlı aşiretinin içine karışmışlardı.
Orta. Anadolu’ya geldikleri 1613 tarihinden itibaren, Tecirli aşireti başta olmak üzere, birçok aşiretlerle kavgaya tutuşan, Cerid aşireti, Rakka’ya iskâna tabi tutuldular. İskân yerlerini terk edenlerin bir bölümü, Bozok, Kırşehir, Keskin ve Çiçekdağı taraflarına dağıldılar. Kalanlar ise “giden evlerimiz geri dönmedi” diyerek kaçıp onlara katıldı.
Ceridler’in bir bölümü yakalanıp Adana’ya iskân edildi. Bir bölümü ise Yeni İl’e bağlı Pehlivanlı aşiretine katılarak, Pehlivanlı boy beyine emanet edildi.
Aşağıdaki emirname, Pehlivanlı aşiretinin 1729 yılında Bozok (Yozgat), Kırşehir, Keskin ve Kayseri dolaylarında oturduğunu kanıtlamaktadır.
“İskân taifelerinden Beğdili’ye tabi Döğer, Karakocalı Bozok Sancağı, Kırşehir, Keskin, Kayseri dolaylarında Mamalı, Salarlı Pehlivanlı ve Tabanlı Cem içlerinde olup, lâkin bu cemaatlerin bazıları Rakka Perakendesi Mukataası tabilerinden olduklarından ötürü, adı geçen mukataanın bu defa malikâne kaydı kaldırılıp ve silinip 1142 (1729) yılı Şubatından, Rakka Valisi tarafından zaptolunmak üzere, eklenmiş ve katılmış olduğundan “Bizler perakende mukataasına tabiyiz.” demelerine bakılmaksızın bulundukları yerlerden çıkartılıp, eyalet ve sancak mutasarrıfları, kadılar ve mütesellimlere, İstanbul’dan tayin olunan mübaşire, aşiret beylerine, vakıf zabitlerine, kethüda ve Yeniçeri serdarlarına, vilayet ileri gelenlerine, Mamalı ve Pehlivanlı ve diğer aşiretler boy beylerine hitaben yukarıdaki emir tertibi üzere, Divan’dan şerefli emir verilip, kaydolundu.”
1797’de Pehlivanlı Mahmud Bey, köydeki camii yaptırmıştır. “Üç tuğlu Mahmud Bey” olarak anılır. Bozok (Yozgat) ayanı Çapanoğlu Mustafa Bey (1768-1782) ile birlikte çalışan Mahmud Bey, Çapanoğlu Süleyman Beyin (1782-1813) yanında Avusturya ile yapılan savaşların birinde Belgrat’ta şehit düşmüş ve oraya defnedilmiştir.
Mahmud Beyin Oğlu Haydar Bey, kardeşi Abdurrahman Bey’den küçük olduğu halde babasıyla harbe katılırdı. Bu seferlerin birinde oğlu Haydar Bey’i kaybedip köye döndüğünde, Abdurrahman Bey, kardeşinin atının babasının yanında boş döndüğünü görüp “Vay kardeşim şehit mi düştün.” diye ağlamaya başlayınca. Mahmud Bey, “Sus kadın gibi ne ağlıyorsun. Sen de Haydar ol, sen de kal.”demiştir. Prof. Faruk Sümer’in dile getirdiği gibi, “Anadolu’da Türk’ün kaderi böyle idi. vergisi Mekke-Medine’ye gider. Kendisi de, çok defa geri gelmemek üzere, imparatorluğun uzak eyaletlerine savaşa gönderilirdi.”
Merkezi idare, XVII. yüzyılda iç karışıklıklar ve bitmek tükenmek bilmeyen dış savaşlar yüzünden zayıfladı. Bu nedenle bazı vezirlere bir kısım sancaklar arpalık olarak verildi. Buralara umumiyetle bölgesinde egemen yerli ayanların mütesellim ve voyvoda olarak atanmaları, bu kişilerin fiziki etkinliklerinin yanı sıra, idari yönden de güç kazanmalarına yol açtı. Ayanlar, suhte ve levent isyanlarında ehl-i örfe karşı asilere destek vererek içtimai nüfuzlarını da artırdılar. O günden sonra ayanlar, içtimai, iktisadi ve askeri güçlerine idari yetkilerini de katarak, bölgelerinin merkezle münasebetlerinde en kudretli temsilcileri oldular. Bu temsilcilerden birisi de Pehlivanlılar’dır.
XVIII. yüzyılda Anadolu’daki Türkmen oymakları hakkında incelemeler de bulunan Burckhardt ve Niebuhr’un ortaya koyduğu listelerde Pehlivanlı oymağının yurdu Bozok’ta gösterilmiştir. Yine Niebuhr, Halep’te yaşayan P. Russel’den naklen Ankara-Sivas arasındaki bölgede yaşayan Pehlivanlılar’ ın büyük bir güç olduğunu ve 1766’da 15.000 çadıra sahip olduklarını bildirir. Pehlivanlı oymaklarından bazıları şimdiki Suriye toprakları içinde yaşarlar. Bunlar, Battaloğulları adıyla anılır.
 
PEHLİVANLI ADININ KAYNAĞI
İstanbul’un et ihtiyacı genelde Anadolu’daki göçer Türkmen aşiretlerinden karşılanıyordu. Mühimme Defterlerinde konu hakkında geniş bilgi bulunmaktadır. “1755’te İstanbul’da meydana gelen et sıkıntısını gidermek için Bozok sancağı voyvodalığı Çapanoğlu Ahmet Ağa’ya verilmiştir.” 1755 tarihli vesika, bir örnek teşkil etmesi için buraya alınmıştır. Aslında bu gelenek yüzyıllara dayanır.
Aşirette derlediğimiz bilgilere göre, bir sonbahar günü İstanbul’a sürü götüren Pehlivanlı obasından iki kardeş, çayırda padişahın huzurunda yapılan bir güreş müsabakasına izleyici olarak katılmışlardı.
Dış ülkeden (Rus) gelen bir pehlivan, saray pehlivanlarını birer birer yenip yenilmezliğini ilan etmişti. Bu sıra da, ortaya çıkan pehlivanlı kardeşlerden birisi, bu pehlivanla güreşeceğini bildirdi. Bir oyuna kalkışmadan yabancı pehlivanı tutup sırtını bir anda yere vuran pehlivanlı genci, Padişah, huzuruna çağırtıp, “Dile benden ne dilersen!” demiş, o da “Canıyın sağlığını ve devletiyin bekâsını isterim demiş.”
Padişah, “Aşiretinizin adı Pehlivanlı olsun, fermanım gereği sen de bu aşirete bey olasın” demiştir. Pehlivanlı aşiretine mensup bazı aileler sonradan “Özbek” soyadını almışlardır.
KAYNAK:BAKİ YAŞA ALTINOK
 
Sayın BAKİ YAŞA ALTINOK, kendi yazdığı bilgilerle bu konuda çelişkiye düşmektedir. Buraya tarihi belgelere dayanarak bazı şeyleri eklemek gerekir. Yazarın aşiretten derlediği kulaktan dolma bilgilere göre obanın adı, nerede ise Osmanlı’nın son döneminde PEHLİVANLI olmuştur. Oysa tarihi belgelere ve kendisinin yazdığı yazı içinde geçen bilgilere göre obanın adı, Dulkadirli Beyliği döneminden beri aynı ad ile anılmaktadır.
Bu dönemin sultanı hakkında bir takım bilgiler verip, Gömürgen’den derlediğimiz BÖKE’NİN güreşinin benzerliğine dikkat çekmek istiyorum. Daha geniş bilgi edinmek isteyenlere, GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLARDAN  Esger Memet’i okumalarını öneririm.
SULTAN I. ABDÜLAZİZ (1830 - 1876)
Sultan Birinci Abdülaziz 8 Şubat 1830 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultan'dır. Ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid'in vefatı üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çıktığında 31 yaşındaydı.
Çok iyi Fransızca konuşurdu. Şiire ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri vardır. Resim yapma kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanlı donanmasına ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti.
Ok atmayı, ata binmeyi, avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılıydı. En iyi pehlivanlarla güreşir ve sırtlarını yere getirirdi.”
İkinci tarihi bir gerçek de şöyledir: Sultan I. Abdülaziz’dir. II inci Mahmut’un oğlu Abdülaziz, kardeşi Abdülmecit Efendi’nin ölümü üzerine tahta geçmiştir. Sultan I. Abdülaziz 1830-1876 yılları arsında saltanat sürmüştür. Sayın BAKİ YAŞA ALTINOK 1755 tarihli vesikadan bahsetmektedir. Arada yaklaşık yetmiş beş yıllık bir zaman farkı vardır.
Çapanoğlu Ahmet Paşa, 1745’lerde Bozok sancağının idaresinde Voyvoda ve mütesellim olarak muhtelif görevlerde bulunmuştur. 1760 yılında iki tuğ ile vezirliğe yükselen Ahmet Paşa, Sıvas valiliğine tayin edilmiştir.
Yazılı bir kaynak olmadığından, nesilden nesile geçen bilgilerde elbette bir takım farklılıklar olması doğaldır.
 
[İlhan Şahin: Halep Türkmenleri Tahrir Defteri; 16. yy. Divriği Darende Tahrir Defteri]. (Kaynak: Ali Aksüt http://www.tahtacilar.com/ dan alınan bilgiler şöyledir:
“Üsküdarlı deyiminden söz etmiştik. Tahtacılar her ne kadar "biz bu adı Üsküdar'da da kalmış olmamızdan almışız", diyorlarsa da Üsküdarlıya da Üsküdarevi denen grup Halep Türkmenlerinden kopan Yeni-İl Federasyonu'nun Sivas Kangal Yellice çevresinde yaylayan kolun adıdır. Üsküdarlılar 1864 yılına kadar azalmakla birlikte anılan yaylaklarını sürdürmüşlerdir. Bunlar Üsküdar'daki Atik Valide Sultan Camisi Vakfı'nın reayasıdırlar.
Halep Türkmenleri ile Adana, Aksaray, Aydın ve Kırşehir bölgelerinde yaşayan Danişmendli Türkmenleri de Valide Sultan haslarının reayası idi.
Yukarıda da belirtildiği gibi, Yeni-İl Türkmenleri’ne Üsküdar Türkmenleri denilmiştir. Nedeni ise Yeni-İl’in 1548’den 1584’e kadar Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın Üsküdar’daki camii ve imaretine 1584’den sonra ise, III. Murad’ın anası Atik Valide Sultan’ın-(Nurbanu Sultan) Üsküdar’daki camii ve imaretine vakfedilmiş idi.
Yeni-İl Türkmenleri, Üsküdar’daki Valide sultan evkâfının reâyası idiler, bu sebepten bazen “Üsküdar Türkmeni” veya “Üsküdar Evi” olarak geçmektedir. Sivas’ın güneyinde bugünkü Kangal Kazası’nın bulunduğu yerleri kaplıyorlardı. Yellüce, Mancınık, Alacahan Yeni-İl’in en meşhur yerleri idi.”
 KAYNAK: SelimSomcağ.org sitesi Türkiye Cumhuriyetinde Etnik Gruplar Üzerine Notlar (Toplum ve Ekonomi, Sayı 6, Mayıs 1994 belgesinden:
[Akkışla’daki Üsküdar ve Beşiktaş yaylalarının isimlerinin İstanbul’daki iki semtin adı ile aynı olması bir tesadüf değildir. İstanbul’daki ÜSKÜDAR ve BEŞİKTAŞ semtleri adını bu gruplardan almış olmalıdırlar. A. KARAASLAN]
 
KAYNAK: Prof. Dr. Cengiz Orhonlu) “Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşîretlerin İskânı adlı eserinden:
“Halep Türkmenleri de aynı evkâfın mukaatasına dahil idiler. Sivas taraflarında yaylaya çıkmakta, orada Dulkadirli oymakları ile Yeni-İl’i meydana getirmekteydiler.
Prof. Faruk Sümer, “XVI. Asırda Anadolu Suriye ve Irak’ta Yaşayan Türk Aşîretlerine Umumi Bir Bakış” (İktisat Fakültesi Mecmuası XI. İstanbul 1952, sayfa 512) adlı eserinde Halep Türkmenleri ve Yeni-İl haslarına tâbi oymaklar, Yazın Arapgir, Canik, Divriği, Bozok, Çorum, Amasya ve Sivas sancaklarında yaylayıp; kışın Şam taraflarına göçerek kışlak yaparlardı.” 
(Kaynak: Ahmet REFİK Anadolu’da Türk Aşîretleri (966-1200) Enderun Yayınları 27 Pamuk Ofset İstanbul 1989 (81-85. sayfalar)
1520 tarihinde yazılmış Halep Sancağı tahriri defterinde BAYATLAR, Halep Türkmenlerinin üçüncü boyu olarak gösterilmekte yirmi obadan oluştuğu belirtilmektedir. Bu obaların ilki, Bayatların ünlü ailesi olan BOZCA ailesi mensuplarıdır. Bu sırada Bozca oymağının başında Bozca-Oğlu Halil Bey vardır. Ancak yüzyılın ikinci yarısına ilişkin defterlerde bu boy beyinin aile obası görülemiyor. Belki İran’a gitmişler.
İkinci büyük oba olarak PEHLİVANLI OBASI geliyor ki bu oba, Bayat boyunun en büyük obasıdır. İki yüz altmış sekiz vergi nüfusundan söz edilen bu oba, o zaman adını taşıdığı PEHLİVAN’IN torunu Davut Kethüda tarafında yönetiliyordu. Gerek Davut Kethüda, gerek kardeşleri Hacı Süleyman ve Esen Timur menşur sahibi olup, oğulları da sipahizade idiler. Bu menşurlar aileye Memlûk Devleti tarafından verilmiştir.
Pehlivanlı obasının nüfusu Kanunî Süleyman devrinin ortalarında beş yüz beş, II. Selim devrinde yedi yüz doksan yedi vergi nüfusuna yükselmiştir.
Aynı zaman dilimi içinde PEHLİVANLI Obası’nın bir kolu da Yeni-İl’de bulunuyordu. III. Murat döneminde Yeni-İl’deki PEHLİVANLI bu kolunun vergi nüfusu dört yüz yedi idi. Bundan başka BAYAT’IN Yeni-İl’deki obalarından ÇAVUŞLU ve ALİ BEĞLER’İN de PEHLİVANLI koluna bağlı oldukları görülüyor.[1] (Bkz. Prof. F. Sümer, Oğuzlar, Ank. Ü. Yay., s. 227)
PEHLİVANLI oymağı, her iki kolu birleşmek ve Bayat Boyu’nun öteki birçok obalarını da çevresine toplamak yoluyla 17.yy’da büyük bir topluluk durumuna gelmişlerdir. PEHLİVANLI obasının bu yy’da (17.yy) artık Halep bölgesinde değil, Sivas’ın güney ve güney batı taraflarında yaşadığı anlaşılıyor.
PEHLİVANLI topluluğu, 1688-1689 yıllarında birçok oymaklarla birlikte il il dolaşıp herkesi haraca kesen GEDİK adlı haydudun tenkiline memur edilmişlerdir. Ertesi yıl da, öteki Türkmen oymakları yanında Avusturya’ya yapılacak sefere çağırılmışlardır. Sefere katılmaları istenen iki yüz PEHLİVANLI askerin başında şu beylerin adı geçmektedir: Pehlivanoğlu İsmail Bey, Pehlivanoğlu hacı Musa Bey, Pehlivanoğlu Battal Bey, Pehlivanoğlu Hacı Abbas Bey, Hasan Beyoğlu Mehmet Bey hep Avusturya Savaşı’na (Viyana Kuşatması’na) gitmişlerdir. [Burada Kuzugüden Kethüda olarak Ali Bey oğlu Mirza Bey’in de adı geçmektedir.]
İlgili ferman şöyledir:
 
PEHLÜVANLI
(Bir ferman)
Yeni-İl ve Türkmâni Halep Mukataasına tâbi Türkmân aşayirleridir ki zikrolunur.
...
Fermanda çok sayıda cemaatin adı sayıldıktan sonra:
Cemaatı: Pehlüvanlu
Pehlivanoğlu İsmail Beğ, Pehlivanoğlu Hacı Musa Beğ, Pehlivanoğlu Battal Beğ, Pehlivanoğlu Hacı Abbas Beğ oğlu, Kuzugüden kethüda Ali Beğ oğlu Mirza Beğ, Tatar İlyaslı Kethüdası, Bilas Kethüdası, Sınal Kethüdası, Sınal Beyazı Kethüdası, Biber Oğlu Asaf Beğ.
Neferan: 300
Başka bir ferman mı acaba?
Avusturya seferi için Yeni-İl ve Türkmanı Halep’teki aşiretlere gönderilen defter
Yeni-İl Beydili Oymakları H.1101/M. 1699 yılında Avusturya seferi için hümayuna gelmeleri ferman olunarak 150 atlı olarak, boy beğleri ve kethudaları, iş erleri deftere kayıt edilmişlerdir. Oymak beyleri şunlardır:
İşbu senei mübarekede meünet ve levazımı seferiyyelerin görmek üzere ellişer guruş ile Türkman ve Ekrad aşayirlerinden seferihümayuna me’mur olan süvari asker ile binefsihim gelmeleri ferman olunanan boy beğleri ve kethüdaları ve iş erlerinin alelesami defteridir. 2 sene 1101 [1]
Türkman aşayirleridir ki zikrolunur.
 Burada cemâat, aşîret, oymak beylerinin adları sıralanarak, ne kadar asker ile katılmaları sayılmaktadır.
Pehlivanlı Cematı’ndan şu isimler geçmektedir:
Cemaati Pehlivanlu
Pehlivan oğlu İsmail Beğ, Pehlivan oğlu Hacı Musa Beğ, Pehlivan oğlu Battal Beğ, Hasan Beğ oğlu Mehmet Beğ, Pehlivan oğlu Hacı Abbas Beğ, Ali Beğ oğlu Mirza Beğ (Kuzugüdenli Kethüda), Sınal Beyazı Kethüdası, Biberoğlu Asaf Beğ, Tatar İlyaslı kethüdası, Bilas Kethüda (neferen 300)
Cemaati Kılıçlı Kürdü: Kızıl Şaban oğlu Kenan Beğ, Bektaş Kethüda oğlu (neferen 15)
Yeni-İl ve Halep Türkmenleri’nden savaşa katılacak asker sayısı şöyle belirtilmektedir:
Yekûn
Neferatı Yeni-İl 20, Türkmanı Haleb 1340
 
Aynı eserin 88-89. sayfalarında da:
Avusturya seferi için çağrılan Bozdoğanlar, “Adana eyaletinde ve Kars ve Zülkadriyye sakinlerinden olan boy beğleri ve kethüda ve iş erleri” içinde Cemaatı Bozdoğanlar “Yürük” olarak gösterilmektedir.(Kaynak: Ahmet REFİK Anadolu’da Türk Aşîretleri (966-1200) Enderun Yayınları 27 Pamuk Ofset İstanbul 1989 (81-85. sayfalar)
 
KAYNAK: Alemdar YALÇIN- Hacı YILMAZ’dan alınan bilgiler göre:
Orta Anadolu’da yerleşen en önemli Türkmen oymaklarından biri de Pehlivanlı Oymağı’dır. Bu oymakla ilgili olarak Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar isimli kitabında söz etmiş, anlaşıldığına göre ailenin elinde bulunan bazı belgeleri de yayınlamak üzere almıştır. Bilgilerden bir kısmını kitabında kullanmış, bir kısmı için ise kendi özel arşivinde bulunduğu kaydını düşmüştür. Pehlivanlı Oymağı’nın bizim için önemi geç yerleşen oymaklar arasında bulunması, kendisine özgü gelenek ve göreneklerle, kültür unsurlarını yakın zamanlara kadar bünyesinde taşımasıdır.
Gerek Faruk Sümer’in, gerek Ahmet Refik Altınay’ın ve gerekse Bozulus üzerinde Osmanlı tahrir defterlerine dayanarak bir araştırma yapan Tufan Gündüz’ün bize verdikleri bilgiler, Pehlivanlı Oymağı’nın Oğuz’un Bayat Boyu’na bağlı oymaklardan olduğunu göstermektedir. Yine fermanlardan ve tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre esasen Bayat Boyu’nun bir kolu olan Dulkadirli oymakları ile içiçe yaşadıkları da anlaşılmaktadır. Keskin, Balı Şeyh ve Sulakyurt çevresine yerleşmeden önce Ortaanadolu, Uzun Yayla ve Rakka çizgisinde kışlak ve yaylakları arasında gidip geldikleri, aynı zamanda Anadolu’daki Kervan yolları üzerinde kervanların gönderilmesi ve taşıma işlerinden sorumlu oldukları görülmektedir. Bu kervan yollarından İnebolu, Kastamonu, Çankırı, Kalecik, Ankara, Adana, Halep, Şam ve Bağdat’a giden kervan yolu ile Ortaanadolu’da kesişen “Tuz Yolu” adı verilen yol üzerinde gidip gelen kervanların kervan öncüleri ve yürütücülerinin Pehlivanlı Oymağı olduğu anlaşılmaktadır. Elimizdeki belgelerde bulunmamakla birlikte yöredeki bağlantılardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki Bayburt üzerinden Orta ve Kuzey Anadolu’ya ulaşan kervan yollarında da etkin görevler aldıkları düşünülebilir. Yazışmalardan anlaşıldığına göre oymağın Gümüşhane, Kelkit, Tokat ve Zile gibi il ve ilçelerle de ilişkileri olduğu anlaşılmaktadır.
Başlangıçta ailenin soy şeceresi 17. yüzyıla kadar inerken bizim elimize geçen belgeler, ailenin bize ulaştırdıkları ile birleştirilince Pehlivanlı Oymağı’nın Orta Anadolu’ya gelişinin çok daha eski tarihlere indiği, en azından 16. yüzyıldan daha eski dönemleri içine aldığı görülmektedir. Bunlar içinde resmi yazışmaların daha çok Ankara Vilayeti ile yapıldığı, bu arada Osmanlı Devleti döneminde Yeni İl olarak anılan Sivas, Gürün ve Kangal’ı içine alan vilayetle, Kırşehir Sancağı ile yazışmaların yapıldığı görülmektedir.
[1] Prof. F. Sümer, Oğuzlar, Ank. Ü. Yay., s. 227
 

 
Facebook beğen
 
 
Siz 144732 ziyaretçiziyaretçimizsiniz
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol